29.03.24

Üzümünü Ye, Bağını Sor: Türkiye ve Dünya Ekonomisi Bağlamında Coğrafi İşaret

Sırrı Emrah Üçer1 Senem Çakmak Şahin2 Seçkin Sunal3

1Arş. Gör. Dr., Yıldız Teknik Üniversitesi, İİBF, İktisat Bölümü

2Doç. Dr., Yıldız Teknik Üniversitesi, İİBF, İktisat Bölümü

3Doç. Dr., Yıldız Teknik Üniversitesi, İİBF, İktisat Bölümü

Modern kentli orta sınıflar tükettikleri besinlerin menşei konusunda giderek hassaslaşmaktadır. Öte yandan ortalama çiftçiler giderek daha fazla piyasa aktörleriyle baş başa kalmakta, zevk-tercihlerdeki ve gıda fiyatlarındaki ani dalgalanmalara uyum sağlayarak ayakta kalabilmek için stratejiler geliştirmektedir. Coğrafi işaretli tarım ürünlerinin bu iki eğilimin kesişim alanı içerisinde analiz edilmesi gerekmektedir. Bu amaçla bu makalede dünya ekonomisinin, Türkiye ekonomisinin ve özelde Türkiye tarımının dönüşümü bağlamında coğrafi işaret olgusu analiz edilmektedir.

Coğrafi işaret, üzerine konduğu ürünün belli bir yerellikten1 geldiğini ispat eden veya o yerelliğe atfedilen nitelikleri taşıdığına delalet eden bir sınai mülkiyet hakkı türü olarak tanımlanmaktadır. Coğrafi işaretli ürünlerin listelerine bakıldığında açıkça anlaşılabileceği üzere, coğrafi işaret yalnızca tarım ürünleri ve gıdalar için değil çok çeşitli emtia için tescil edilebilmektedir. Ancak bu listelerde tarım ürünleri baskındır. Özellikle Türkiye gibi endemik bitki çeşitliliği, yerel flora ve fauna zenginliği olan bir ülkede, coğrafi işaret tescili ulusal kamuoyunun uzun süredir bildiği bazı yerel ürünlerin yerelliklerinin bilince çıkarılmasında önemli rol oynamaktadır. Bu yüzden bu makalede Türkiye’de coğrafi işaret tescili mekanizmasının tarım ürünleri boyutu analiz edilmektedir.

Kuşkusuz genelde Türkiye tarımının dönüşümü özelde bu dönüşüm çerçevesinde coğrafi işaretli tarım ürünlerinin sayısındaki artış salt Türkiye ekonomisi dahilindeki faktörlerle açıklanamaz. Bu makalede savunulan başlıca argüman, coğrafi işaretli tarım ürünlerinin artışında Türkiye tarımının küreselleşmesinin doğrudan etken olmasıdır. Tarımın küreselleşmesiyle beraber tarımsal yerelliklerin ulusal iş bölümünden kopuşu, Türkiye’nin ve dünyanın büyük metropollerinin taleplerine göre yeniden biçimlenmesi bu yerelliklerin üretegeldiği jenerik ve konvansiyonel ürünlerden, egzotik, turfanda, niş pazarların aradığı ürünlere kaymasını hızlandırmıştır. Devletin kurumsal ve ekonomik destekleme mekanizmalarını kaybeden tarım üreticileri giderek birleşen ve tekleşen dünya gıda piyasasının ihtiyaçlarına göre kendilerini yeniden yapılandırmak zorunda kalmış, yapılandıramayanlar da büyük ölçüde tarımsal üretimden tasfiye olmuştur.

Türkiye’de kentsel nüfusun büyümesi ve beslenme açısından bağımlı büyük nüfusların ortaya çıkması süreci içerisinde büyük zincir marketler gibi piyasa aktörlerinin de alanlarını genişlettiği gözlemlenmektedir. Pandemi, kur şoku, bölgesel savaşların etkisi gibi konjonktürel etkenlere bağlı olarak gıda fiyatlarında yaşanan dalgalanmalar, Türkiye’deki zincir marketlerin ayakta kalma stratejilerinin de yakından incelenmesini gerektirmektedir. Müstahsillerin (tarımsal üreticiler) perakendecilerle ilişkilenme biçimi, mahsulün nakliyatı, depolanması ve pazarlanmasına ilişkin stratejik yaklaşımlar da coğrafi işaret tescili ile yakından ilgilidir. Yani nasıl ki müstahsilin ayakta kalma stratejisinin bir parçası coğrafi işaretse, perakende devlerinin ayakta kalma stratejisinin de bir ayağı coğrafi işarettir. Ya da tersten ifade edilecek olursa Türkiye’de coğrafi işaret tescilinin yaygınlaşması analiz edilirken perakendecilerin stratejilerinin görmezden gelinmesi mümkün değildir. Bu makalede Türkiye tarımının küresel dönüşümü ve bu dönüşüm çerçevesinde müstahsilin stratejileri ele alınmaktadır.

Köyden indim şehire: Türkiye’de kırsal nüfus kentsel nüfus dengesi

Türkiye’nin üzerine kurulu olduğu Anadolu ve Mezopotamya toprakları tarımın başlangıcı olarak kabul edilen Neolitik Devrim’e sahne olmuş kadim bir ekme biçme coğrafyasıdır. Türkiye’nin esas olarak bir tarım ekonomisi ve bir köylü toplumu olma kimliği uzun çağlar boyunca değişmemiştir. Osmanlı modernleşmesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş reformları başladıktan sonra da Türkiye’de tarımın önemi hemen kırılmamıştır. 1980’lere gelene kadar bir yandan kentlerin nüfusu artarken bir yandan kırsal nüfus da büyümeye devam etmiştir. Türkiye’de ilk defa 1980’lerin başında kırsal nüfus ile kentsel nüfus birbirine eşitlenmiştir. Yine 1980’lerde, o döneme kadar artmaya devam eden kırsal nüfus, savaş senelerinden sonra ilk defa düşmeye başlamıştır. Şekil 1’de görüldüğü gibi, zirve noktası olan 1980 senesinde kırsalda 24,7 milyon insan yaşamaktaydı (World Bank, 2022a).

Kırsal nüfustaki sert düşüşün ardında yatan başlıca faktör, 24 Ocak Kararları ile çiftçilere dönük desteklemelerin ciddi bir biçimde azaltılmasıdır. 1990’ların koalisyonlar döneminde kırsal seçmenlerin önemi artınca devletin desteklemeleri geri gelmiş ve kırsal nüfusun düşüş hızı azalmıştır. 2001 Şubat Krizi’ni takip eden senelerde devlet bir kez daha çiftçiye dönük desteklemelerini azaltmış, bu da kırsal nüfusun erimesini bir kez daha ivmelendirmiştir. Kırsal nüfustaki oransal değişim Şekil 2’de görülmektedir (World Bank, 2022b).2

Kırsal nüfustaki hızlı erime, geniş Türkiye coğrafyasında, tarımın başlangıç noktasını işaret eden neolitik devrimden bugüne kadar geçen yaklaşık sekiz bin yıl içerisinde küçük bir zaman dilimine sıkışmıştır. Aslında uzun çağlar boyunca belli bir dengede ilerleyen çiftçi nüfusu önce 20. yüzyıl içinde büyük bir hızla genişlemiş, ardından yine büyük bir hızla kentlere göç ederek daralmıştır. Bu demografik dönüşümün (ya da alt-üst oluşun) ekonomik, kültürel ve coğrafi sonuçları gerçekten şaşırtıcı niteliktedir. 1980 yılı bir dönüm noktası olarak alındığında, bu dönüm noktasından önceki yıllarda rastgele seçilecek her iki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşından biri çiftçidir (World Bank, 2022b). Söz konusu dönemde, İstanbul gibi ileri derecede modernleşmiş kentler de dahil olmak üzere kentlerde yaşayan insanların da, tarımsal üretim yapılabilen topraklarla ilişkisi halen güçlüdür ve bu modern kentlerin sınırları içerisinde de tarımsal üretim sürmektedir.3 1980 yılı ile birlikte, ortalama yurttaşın tükettiği gıdanın üreticisi olduğu veya tükettiği gıdanın üreticisiyle doğrudan ilişki içerisinde olabildiği bir toplum yapısından ortalama yurttaşın salt gıda tüketicisi olduğu ve tükettiği gıdanın üreticisiyle nadiren temas edebildiği bir toplum yapısına son derece hızlı ve radikal bir dönüşüm yaşanmıştır.

Bu sert demografik geçişe bağlı olarak ortalama yurttaşın kafasında “Ne yediğimi biliyor muyum?”, “Çocuğuma ne yediriyorum?”, “Gıdam ve sütüm nereden geliyor?” gibi soruların oluşmasının koşulları da ortaya çıkmıştır.

Alman düşünür Feuerbach’ın meşhur deyişinde olduğu gibi, insan ne yiyorsa odur (Korthals, 2008: 67-68). 19. yüzyıl materyalizmini açıklamak için sık başvurulan bu aforizma günümüzde farklı bir içerikle yeniden geçerlik kazanmaktadır. Modern kentli insan bir tüketim toplumunda yaşamakta ve kimliğini tükettiği metalarla ifade etmektedir. Bu metalar içinde gıdalar giderek daha önemli bir yer kaplamaya başlamakta ve tüketici olarak ortalama yurttaş kendine yediği ve içtiği gıdalardan bir kimlik biçmektedir (Kelly & Morar, 2018). Aslında insanların tercih ettikleri yiyecekler de tıpkı tercih ettikleri giyecekler gibi sembolik bir tercihler dünyası içinde seçenekler ortaya koymaktadır. Konuşurken seçtiğimiz sözcüklerin ne dediğimizi tayin etmesini andırır bir biçimde tercih ettiğimiz gıdalar toplumsal çevremize kim olduğumuza ve kimliğimize ilişkin bir mesaj iletmektedir. Dolayısıyla bambaşka bir bağlamda söylenen “insan ne yerse odur” sözü yeniden geçerlilik kazanmaktadır. Eğer gıda tercihleri benliğin inşâsında bu kadar kritik bir role sahipse modern tüketicinin gıdasının orijinini bilmemesi düşünülemez. Yine imgesel düzeyde de olsa modern tüketici gıdasının orijinini ve temel özelliklerini bilmek istemektedir ve tükettiği gıdanın üreticisini tanımasa da o üreticinin izlediği yöntemleri emniyet altına alan mekanizmalar için fazladan para ödemeye hazırdır. Aslında coğrafi işaretle beraber gerçekleşen de budur; modern tüketici istediği özelliklere sahip ve orijinine hâkim olduğu bir gıdayı tüketmenin ayrıcalığını coğrafi işaret sayesinde elde etmektedir.

Modern kent yaşamı bireyleri birbirleriyle yoğun bir rekabet içine sokmaktadır. Bu rekabet söylemi içerisinde iş yaşamında sivrilmek için bir işi iyi yapmak yeterli değildir, alternatiflerinizden daha iyi yapmanız gerekir. Her zaman doğrudan bir bağlantı olmasa da insanların sağlıklı olmaları ve zinde bir vücuda sahip olmalarıyla iş verimleri arasında doğrudan bir ilişki kurulmaktadır. Bu bir çeşit fetiş de olsa, yani sağlıklı olmakla iş konusunda becerikli olmak arasında doğrudan bir ilişki olmasa da sağlıklı bir görünüm vermek işe yaramaktadır. Örneğin, eğer insanlar etraflarına çalışkan ve verimli bir kişi imgesi sunmak istiyorlarsa aynı zamanda sağlıklı ve zinde bir görüntü vermelidirler. Bunu sağlamanın en iyi yollarından biriyse sağlıklı gıda tüketimini vurgulamaktır. Görüntü vermenin ötesinde tasvip ve teşvik edilen bir hobi ve sohbet konusu olarak sağlıklı gıdalar günümüzün parlayan bir trendi haline gelmiştir. Böyle bir gıda tüketicisinin elinde tükettiği gıdanın orijinine ilişkin ayrıntılı bilgiler bulunması büyük bir avantaj oluşturacaktır.

Bu aşamada coğrafi işaret tanımını daha ayrıntılı bir biçimde ele almak yararlı olacaktır. Coğrafi işaret, üzerine konduğu ürünün belli bir yerden geldiğini belgeler. Tüketici için şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde ürünün otantikliği tespit ve teyit edilmelidir. Yalnızca ürünün üretildiği noktanın teyit edilmesi de coğrafi işaretin ortaya çıkması için yeterli değildir. Ürünün belli bir yerde o yere ait nitelikleri taşıyacak şekilde üretildiği de coğrafi işaret tarafından tespit edilmektedir (Türk Patent, 2022a). Örneğin X bölgesine ait Y bitkisinin geçmişten beri kullanılan tohumlarla üretilmesi gibi koşulları da barındırabilir. Nihayet coğrafi işaretin bir çeşit sınai mülkiyet olduğunu ve sertifikalı üreticisine haklar ve ayrıcalıklar kazandırdığını da göz önünde bulundurmak gerekir (Gökovalı, 2007). Coğrafi işaret sertifikasyonu yapılmış bir ürüne ait etiketi, örneğin “Afyon Kaymağı”nı herhangi bir başka üretici, ürettiği herhangi bir kaymağın üzerine koyup pazarlayamaz; hangi üreticinin bu ürünü üretmeye yetkili olduğu kamuya açık bilgi kaynaklarında belirtilmektedir (Türk Patent, 2022b). Dolayısıyla modern gıda tüketicisi coğrafi işaret sayesinde nasıl bir ürün tükettiğine ilişkin bir dizi güvence edinmektedir.

Coğrafi işaretin önem kazanmasının bir diğer sebebiyse küreselleşmeyle beraber ulusal kimliklerin krize girmesidir. Ulusal kimliklerin gücünü kaybettiği bir dünyada insanlar etnik kimlik arayışı içine girmektedirler. Etnik/yöresel kimlik ve aidiyetlerin inşâ edilmesinde yöresel beslenme geleneklerinin canlandırılması önemli bir bileşendir. Bu kapsamda insanlar sahiplendikleri etnisitenin orijini olduğunu düşündükleri yöreselliklerden gelen gıdalara da fazladan ilgi göstermeye başlamaktadırlar. Gerek kentteki ikinci, üçüncü kuşak göçmenler gerekse taşra sakinleri yöresel gıdalarını sertifikalandırarak coğrafi işarete dönüştürmeye eğilimli olmaktadırlar. İleriki bölümlerde açıklanacağı üzere küreselleşmenin ulusal iş bölümlerini zayıflatıp yerel-küresel bağları güçlendirdiği tarım sektörü de bu eğilimi belirginleştirmektedir.

Müstahsil taktikleri bağlamında coğrafi işaret

Müstahsillerin ayakta kalma stratejilerinden biri olarak kalite sertifikasyonu ön plana çıkmaktadır (Keyder & Yenal, 2013: 70-83). Müstahsiller büyük kentlerdeki niş gıda pazarına ve ihracata ürün verebilmek için çeşitli kalite sertifikasyon süreçlerine girmektedirler. Bunlar içinde Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS), iyi tarım belgeleri ve coğrafi işaret tescili ön plana çıkmaktadır. Toptancı, tedarikçi ve perakendeci de müstahsili bu stratejiye yönlendirmektedir. Çiftçiden şu soruların yanıtı istenmektedir ki bunlar kentteki gıda tüketicisinin kafasındaki soruların netleştirilmiş ve pazarlama stratejisine dönüştürülmüş halidir:

Hangi tohumu kullanıyorsun?
İlaç ve gübre gibi kimyasalları bilinçli kullanıyor musun?
Yerel, dolayısıyla sağlıklı, doğal ve otantik ürünleri üretiyor musun?

Coğrafi işarete başvuran çiftçiler büyük kentlerdeki ve dünya piyasalarındaki potansiyel müşterilerine kaliteli ve sağlıklı bir ürün ürettikleri konusunda mesaj verme çabası içerisindedirler. Coğrafi işarete tekil çiftçiler başvurabildiği gibi süreci başlatan bölgedeki üreticiler adına hareket eden belediyeler, valilikler, kooperatifler, ticaret borsaları ve sanayi odaları olabilmektedir (Türk Patent, 2015: 1). Örneğin 2022 Temmuz itibarıyla Erzurum Ticaret Borsası’nın başvuru sayısı 57’ye, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası’nın 54’e, Konya Büyükşehir Belediyesi’nin 49’a, Mardin Valiliği’nin 6’ya, S.S. Fındık Tarım Satış Kooperatifleri Birliği’nin 4’e ulaşmıştır (Türkpatent, 2022c).

Temmuz 2022 itibarıyla Türk Patent Coğrafi İşaret Veritabanı’na göre 1.161 ürün coğrafi işaret tescili almıştır ve 710 ürünün tescil başvurusu sürmektedir (Türk Patent, 2022c).4 Coğrafi işareti tamamlanan ürünlerin 652’si, yani %56,3’ü gıda, 241’i, yani %20,8’i mahsul, 71’i, yani %5,7’si hayvancılık kategorisine girmektedir. Demek ki coğrafi işaret tescili alan ürünlerin %80’inden fazlası dolaylı veya doğrudan tarım sektörüyle ilgilidir. Tablo 1’de her kategoriye giren tescilli ürünler ve başvuru sürecindeki ürünlerin sayısı ve oranı gösterilmiştir. Tablo 1 dikkatle incelendiğinde mevcut coğrafi işaret tescillerine oranla yeni başvuruların oranının en yüksek olduğu kategoriler mahsul ve hayvancılık kategorisidir. Demek ki tarımsal üretim alanıyla doğrudan ilgili coğrafi işaretlerin sayısının ve oranının artması yönünde bir eğilim vardır.

Türkiye’de en çok coğrafi işaret başvuru ve tesciline sahip olan 10 şehir sırasıyla Gaziantep, Erzurum, Konya, Malatya, Diyarbakır, Afyonkarahisar, Ankara, İzmir ve Şanlıurfa’dır. Gaziantep 98 tescilli coğrafi işaret ile lider pozisyondadır ve bunların 11’i mahsul kategorisindedir. Erzurum ise yeni başvuruların mevcut tescillere oranı açısından lider pozisyonda, coğrafi işaret atılımı içinde bir şehirdir. Şekil 3’te sıralanan 10 lider şehrin çoğunun ortak özelliği ekonomik yaşantısında tarım sektörünün halen önemli bir ağırlığa sahip olmaya devam etmesidir (Ayrıca bakınız Harita 1).

İmalat ve hizmetler sektörünün tarıma karşı baskın olduğu İstanbul’da sadece 2 ürün (+5 başvuru), Kocaeli’deyse 11 ürün için coğrafi işaret sertifikası çıkarılmıştır (+8 başvuru). Tarımın bu illerde baskın bir geçim aracı olmaktan çıkması coğrafi işaret sertifikasının az olmasının ana sebebi gibi görünmektedir. Fakat yalnızca İstanbul’da semt isimleriyle özdeşleşmiş meyve (Arnavutköy çileği gibi) ve sebzeler (Çengelköy hıyarı gibi) düşünüldüğünde bu gibi sanayi ve hizmetler kentlerinde de permakültür ve kent içi bostanlar gibi alternatif tarım arayışları yayıldıkça coğrafi işaretli gıda ürünü sayısının artması beklenebilir.

Coğrafi ürün tescillerinin zaman içerisinde nasıl geliştiğinin görülmesi açısından Şekil 4’ün incelenmesi yararlı olacaktır. 1997’de gerçekleşen 24 coğrafi işaret tescilinden sonra Türkiye’de uzun seneler boyunca yıl başına düşen tescil sayısı 20’yi geçememiştir. 2010’ların ikinci yarısındaysa, özellikle 2017 yılından itibaren coğrafi işaret tescillerinin sayısı hızla artmaya başlamıştır. 2010’ların ikinci yarısında coğrafi işaret tescillerinin sayısının bu hızla artması kuşkusuz ekonomik faktörlerin etkisi hesaba katılmadan açıklanamaz. Aşağıda daha ayrıntılı bir biçimde açıklanacağı üzere 2010’ların ikinci yarısında TL’nin değer kaybına bağlı olarak gıda fiyatlarında yaşanan yükselişin coğrafi işaret tescilini hızlandırdığı açıktır.

Türkiye ekonomisinin son döneminin ucuz döviz ve pahalı döviz dönemleri olarak ikiye ayrılması mümkündür. Ucuz döviz dönemi 2002-2013 yılları arasında Dolar’ın 1,5-2TL arasında, Euro’nun 2,5-3TL arasında dengeye geldiği ve istikrar kazandığı bir dönemdir. Pahalı döviz dönemiyse 2013-2021 yılları arasında Dolar ve Euro’nun 10TL’yi (hatta 2022 yılında 18TL’yi) aştığı bir dönemdir. Bunun müstahsile, perakendeciye ve gıda tüketicisi ortalama T.C. yurttaşına etkilerinin neler olduğu sorularına yanıt aranarak hem Türkiye’deki güncel gıda enflasyonunun daha iyi anlaşılması hem de coğrafi işaret konusunun bu bağlam içerisinde değerlendirilmesi mümkün olacaktır.

Müstahsillerin temel girdilerinin büyük kısmı ithal ürünlerden oluşmaktadır. Gübre, ilaç, mazot, domatese çekilen ip, serayı ısıtan doğalgaz gibi ürünlerin hepsi dövizdeki değer artışıyla beraber pahalanmaktadır. Müstahsil bu maliyet artışını fiyata yansıtmak zorunda kalmaktadır.

Talep yönünde pahalı döviz döneminin başlıca etkisi ihracatçıların verdiği fiyatın artmasıdır. Örneğin bir ürünün kilosu ihracat pazarlarında 1 Euro ise Türkiye’de de fiyat yavaş yavaş 15-20 TL bandına çıkmaktadır. Bir yandan Türkiye’nin dünyaya bol ürün ihraç edip döviz kazanması önemli bir kazanım olarak görünmektedir. Öte yandan dünyaya satılan ürünler iç pazarlarda da dövize endeksli fiyatla satışa sunulmakta ve bu da ortalama yurttaşa gıda enflasyonu olarak yansımaktadır.

Gıda fiyatlarının hızla arttığı 2010’ların ikinci yarısından itibaren coğrafi işaret tescillerinin sayısının büyük bir hızla artması yine müstahsilin stratejileri bağlamında değerlendirilebilir. Yüksek maliyetlerle ürün üretmek zorunda kalan tarımsal üretici maliyet baskısıyla başa çıkabilmek için satın alma gücü yüksek kentli orta sınıfları ve ihracat pazarlarını cezbedeceğini düşündüğü yüksek kaliteli ürünlere yönelmektedir. Bu yüksek kalitenin belgelenmesinde önemli tescil mekanizmalarından biri de coğrafi işarettir. Diğer kalite sertifikasyon ve pazarlama stratejileriyle beraber coğrafi işaretler de bu yüzden bu dönem içerisinde büyük bir hızla artmaktadır.

Sonuç

Pandemi, döviz şoku, ekonomik kriz ve bölgesel savaşlar gıda egemenliği ve gıda güvenliği başlıklarını yeniden önemli hale getirmiştir. Türkiye’nin ve bir dizi ekonominin 2020’lerin başı itibarıyla tarım alanında desteklemeci ve korumacı tutumlar geliştirmesi, ithalat-ihracat kısıtlamaları bu çerçevede anlaşılmalıdır. Bugün itibarıyla salt gıda üretiminde rekabetçi olmak ve dünya pazarlarına ihracat odaklı bir tarım politikası gütmek yeterli görünmemektedir. 2022 baharından itibaren Türkiye oldukça zor bir uluslararası gıda piyasası manzarasıyla karşı karşıya kalmıştır. Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle beraber bu iki ülkenin ihracat şampiyonu olduğu buğday ve ayçiçeği gibi gıda ürünlerinin tedariki aksamış ve fiyatları hızla yükselmeye başlamıştır. Yine Rusya-Ukrayna çatışmalarından dolayı dünya enerji tedariki de aksamış, petrol ve doğalgazın fiyatı artmıştır. Doğalgaz ve petrol tarım sektörünün de girdileri arasında olduğu için dünya fiyatlarındaki artıştan kaynaklanan gıda enflasyonuna yerli üretimde maliyetlerin tırmanması kaynaklı gıda enflasyonu eklenmiştir. Tüm bu faktörler TL’nin değerindeki düşüşle birleştiğinde, Türkiye’nin bir dizi temel gıda kaleminde ithalata bağımlı olması ciddi bir gıda arz güvenliği sorunu yaratmaya adaydır. Bu riske tepki olarak Toprak Mahsulleri Ofisi uzun yıllar sonra ilk defa yüksek fiyatlar açıklayarak çiftçiyi açıkça sübvanse etme yönünde adım atmıştır. Orta vadede devletin gıda piyasasına daha çok müdahale etmesi ve yerli müstahsili temel gıda ürünlerinin üretimine teşvik etmesi beklentiler dahilindedir. Ancak bu eğilimin dünya piyasalarının talep ettiği egzotik ürünler ve turfanda meyve/sebze üretimiyle çatışacağı da ortadadır. Devletin salt sübvansiyon ve fiyat müdahalesinin ötesinde küresel piyasalara değil ulusal gıda güvenliğine öncelik veren bir tarımsal üretim planlaması ortaya koyması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Bu da coğrafi işaret vb. tekil kurtuluş reçetelerinin eski önemini yitirmesi anlamına gelecektir. Bu makalede müstahsillerin tüm bu dönüşümlere verdiği tepkiler ve bu tepkiler bağlamında coğrafi işaretleme mekanizmasının nasıl önem kazandığı incelenmiştir. Bundan sonraki çalışmalarda Türkiye’deki perakendeci yapısının daha derinlikli analizlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Bir yandan ortaya çıkan gıda enflasyonunun sorumluluğunu tek başına perakendecilerin sırtına yüklemek tutumundan uzak durulması, gıda tedarik zincirleri içerisinde bu piyasa aktörlerinin oynadığı rollerin sahaya inen araştırmalarla aydınlatılması gerekmektedir. Bir yandan da gıda tedarik zincirleri içerisinde piyasa aktörlerinin bu kadar önemli bir role sahip olması tarihselleştirilerek eleştirmeli ve bunun yerine konabilecek bir kamu planlaması, kamu işletmeciliği ve eşitlikçi kooperatifler şebekesi üzerine kafa yorulmalıdır. Yerli malı haftasında hazırlanan klasik el işi ödevi olarak ürünler haritası düşünüldüğünde bu haritada Türkiye’nin her bölgesinin bir ürünle özdeşleştiği görülmektedir. Aslında bu haritalar ulusal iş bölümü döneminin coğrafi planlamasını yansıtmaktadır. Küresel piyasalara entegrasyonla beraber tarımsal üretimde coğrafi planlama yapmak giderek daha da zorlaşmaktadır. Coğrafi planlama ihracatta rekabetçilik hedefiyle gıdada arz güvenliği hedefi arasında denge kurmayı hedeflemelidir. Çiftçinin kısa vadeli ürün ekme kararlarıyla uzun vadeli ulusal politika arasında bir denge kurulması gerekmektedir. Müstahsilin, perakendecinin ve gıda talep eden yurttaşların ortak çıkarı devletin daha aktif bir şekilde coğrafi tarımsal üretim planlaması yapmasını gerektirmektedir. Tanzim uygulamasının ve fiyat kontrollerinin ötesinde uzun vadeli politikalar geliştirilmesi gerekmektedir.

Kaynaklar

Alkan, Mehmet Ö. “Kahve-Kahvaltı ve Çay Tiryakiliği”. Türkiye’nin 1950’li Yılları içinde, Ed. Kaynar, Mete Kaan, İstanbul: İletişim Yayınları, 2015. Aydın, Zülküf. Çağdaş Tarım Sorunu. Ankara: İmge Kitabevi, 2018.
Aydın, Zülküf. “Neo-Liberal Transformation of Turkish Agriculture”. Journal of Agrarian Change, 10(2), 2010: 149-187. Bernstein, Henry. Food Regimes and Food Regime Analysis: A Selective Survey. Land grabbing, conflict and agrarian-environmental transformations: perspectives from East and Southeast Asia Conference, Conference Paper no. 1, 2015.
Bush, Ray. “Food Riots: Poverty, Power and Protest”. Journal of Agrarian Change, 10(1), 2010: 119-129. Çaykur. “Çaykur’un Tarihçesi”. (2022) Erişim Tarihi: 28.07.2022. [Çevrimiçi] https://www.caykur.gov.tr/Pages/Kurumsal/KurumHakkinda.aspx?ItemId=6
Dinçer, Evren M., Özçelik, Ayşe. “Chasing Coffee: A New Research Agenda in Turkey”. Society, 57, 2020: 323-331. Donat, İrfan. Türkiye’nin Fındık Karnesi. Oksijen Gazetesi, 27 Ağustos 2021.
Friedmann, Harried. “Discussion: Moving Food Regimes Forward: Reflections on Symposium Essays”. Agriculture and Human Values, (26), 2009: 335-344.
Genç, Fırat, Keyder, Çağlar, Keyman, E. Fuat, & Köse Badur, Ayşe. Kentlerin Türkiyesi: İmkânlar, Sınırlar ve Çatışmalar. İstanbul: İletişim, 2021.
Gökovalı, Ummuhan. “Coğrafi İşaretler ve Ekonomik Etkileri: Türkiye Örneği”. Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 21(2), 2007: 15-23.
Gültekin Karakaş, Derya. “Türkiye Tütün Sektöründe Piyasa-Yönelimli Dönüşüm”. Türk Toraks Dergisi, (15), 2014: 71-91. Harvey, David. Condition of Postmodernity: An Inquiry into the Origins of Cultural Change. Blackwell, 1990.
Hirschman, Albert O. “The Political Economy of Import-Sunstituting Industrialization in Latin America”. The Quarterly Journal of Economics, 82(1), 1968: 1-32.
Hobsbawm, Eric. Age of Extremes: The Short Twentieth Century 1914-1991. Abacus, 1995.
Kayaalp, Ebru. “Torn in Translation: An Ethnographic Study of Regulatory Decision-Making in Turkey”. Regulation & Governance, (6), 2012: 225-241.
Kelly, Daniel & Morar, Nicolae I Eat, Therefore I Am: Disgust and the Intersection of Food and Identity. In Tyler Doggett, Anne Barnhill & Mark Budolfson (eds.), The Oxford Handbook of Food Ethics. Oxford University Press. 2018: 637- 657.
Keyder, Çağlar. Ulusal Kalkınmacılığın İflası. İstanbul: Metis, 1993.
Keyder, Çağlar ve Yenal, Zafer. “Agrarian Change under Globalization: Markets and Insecurity in Turkish Agriculture”. Journal of Agrarian Change, 11(11), 2011: 60-86.
Keyder, Çağlar ve Yenal, Zafer. Bildiğimiz Tarımın Sonu: Küresel İktidar ve Köylülük. İstanbul: İletişim, 2013. Keyder, Çağlar. Türkiye’de Devlet ve Sınıflar. İstanbul: İletişim, 1989.
Korthals, Michiel. “The Birth of Philosophy and Contempt for Food”. Gastronomica, 8(3), 2008: pp. 62-69.Larrain, Jorge. Theories of Development: Capitalism, Colonialism, and Dependency. Polity Press, 1990. McMichael, Philip. Global development and the corporate food regime. In: F.H. Buttel and P. McMichael, eds. New directions in the sociology of global development. Oxford: Elsevier Press. 2005.
McMichael, Philip. “A food regime genealogy”. The Journal of Peasant Studies, 36(1), 2009: 139-169.
McMichael, Philip. Food Regime for Thought. Global governance/politics, climate justice & agrarian/social justice: linkages and challenges, Colloqium Paper No. 56, 2016.
Nolte, Kerstin, Chamberlain, Wytske, & Giger, Markus. International Land Deals for Agriculture: Fresh Insights from the Land Matrix: Analytical Report II. Centre for Development and Environment, University of Bern, 2016.
Öniş, Ziya, & Webb, Steven B. Turkey: Democratization and Adjustment from Above. Voting for Reform: Democracy, Political Liberalization, and Economic Adjustment içinde, Ed. Haggard, Stephan., & Webb, Steven BOxford University Press, 1994: 128-184.
Pamuk, Şevket. “Anatolia and Egypt during the Nineteenth Century: A Comparison of Foreign Trade and Foreign Investment”. New Perspectives on Turkey, 7, 1992: 37-55.