03.07.26

Topraksız Tarım Organik Üretime Dahil Olabilir mi?

Topraksız tarım sistemleri dünyada hızla yaygınlaşırken, organik üretimin tanımı konusunda Avrupa ile Amerika arasında dikkat çekici bir ayrışma yaşanıyor. Avrupa Birliği hidroponik üretimi organik kabul etmezken, Amerika Birleşik Devletleri belirli koşulları sağlayan hidroponik işletmelere organik sertifika verilmesine izin veriyor. Aynı üretim sistemine yönelik iki farklı yaklaşım, organik tarımın temelinde neyin yer aldığı sorusunu yeniden gündeme taşıyor.

Dünya genelinde kontrollü üretim sistemleri son yıllarda hızlı bir büyüme gösteriyor. Su kullanımını azaltması, üretimi iklim koşullarından bağımsız hale getirmesi ve birim alandan yüksek verim sağlaması nedeniyle hidroponik sistemler giderek daha fazla tercih ediliyor.

Ancak üretim teknolojilerindeki bu gelişim, organik tarım kavramının sınırları konusunda da yeni bir tartışma başlatmış durumda.

Avrupa Birliği’nde organik tarımın temelinde toprak var

Avrupa Birliği’nin 2022 yılında yürürlüğe giren Organik Tarım Tüzüğü (EU 2018/848), organik bitkisel üretimin canlı ve verimli toprakla bağlantılı olması gerektiğini açık şekilde ortaya koyuyor. Avrupa Komisyonu’nun organik üretim kurallarına göre hidroponik sistemlerde yetiştirilen bitkiler organik olarak sertifikalandırılamıyor ve organik etiketiyle pazarlanamıyor.

AB mevzuatı organik üretimi yalnızca kimyasal girdilerin kullanılmaması olarak tanımlamıyor. Toprak verimliliğinin korunması, biyolojik döngülerin sürdürülmesi, toprak canlılarının desteklenmesi ve biyoçeşitliliğin geliştirilmesi organik tarımın temel unsurları arasında kabul ediliyor. Bu nedenle bitkinin yalnızca besin çözeltisi içerisinde yetiştirildiği hidroponik sistemler organik üretim kapsamı dışında tutuluyor.

Avrupa’daki organik tarım kuruluşları da organik üretimin temelinde “canlı toprak” kavramının yer aldığını vurguluyor. Toprağın yalnızca bir yetiştirme ortamı değil, üretim sisteminin ayrılmaz bir parçası olduğu görüşü Avrupa organik tarım politikasının temelini oluşturuyor.

Amerika’da farklı bir yaklaşım benimseniyor

Amerika Birleşik Devletleri’nde ise durum farklı. ABD Tarım Bakanlığı’nın (USDA) yürüttüğü National Organic Program (NOP) kapsamında hidroponik, aquaponik ve bazı kontrollü üretim sistemleri belirli şartlar altında organik sertifikalandırılabiliyor. USDA’nın 2018 yılında yaptığı açıklama, hidroponik üretim sistemlerinin organik sertifikasyon kapsamına alınmasının önünü açtı.

Bu nedenle ABD’de hidroponik yöntemlerle yetiştirilen marul, domates, çilek ve çeşitli sebzeler “USDA Organic” etiketiyle pazarlanabiliyor.

Ancak bu yaklaşım ülkede de tartışmalı olmaya devam ediyor. ABD Ulusal Organik Standartlar Kurulu’nun (NOSB) daha önceki değerlendirmelerinde hidroponik üretimin “toprak-bitki ekolojisini dışladığı” gerekçesiyle organik üretim olarak değerlendirilmemesi gerektiği yönünde görüşler yer aldı. Buna rağmen USDA farklı bir uygulama benimsemeyi tercih etti.

2020 yılında bazı organik üretici birlikleri ve sivil toplum kuruluşları, hidroponik işletmelere organik sertifika verilmesine karşı dava açtı. Dava sürecinde tartışmanın merkezinde yine aynı soru yer aldı. Organik üretim yalnızca sentetik girdilerin kullanılmaması mı, yoksa toprağın korunmasını da kapsayan daha geniş bir sistem mi?

Aynı ürün, iki kıtada iki farklı statü

Ortaya çıkan tablo oldukça dikkat çekici.

ABD’de organik sertifikaya sahip bir hidroponik ürün, Avrupa Birliği pazarında organik olarak kabul edilmeyebiliyor. Avrupa Birliği, organik üretimin toprakla bağının koparılamayacağını savunurken, ABD daha esnek bir sertifikasyon yaklaşımı uyguluyor.

Bu durum organik tarımın küresel ölçekte ortak bir tanımının bulunmadığını da ortaya koyuyor.

Türkiye’de organik üretim Avrupa modeline yakın

Türkiye’de organik tarım mevzuatı büyük ölçüde Avrupa Birliği düzenlemeleriyle uyumlu şekilde yürütülüyor. Organik üretimde toprakla bağlantılı yetiştiricilik esası uygulanırken, organik sertifikasyon süreçleri de AB standartlarına paralel olarak yürütülüyor.

Öte yandan Türkiye’de kontrollü tarım sistemleri hızla büyüyor. Modern sera yatırımları, dikey tarım uygulamaları ve hidroponik üretim projeleri özellikle su verimliliği ve yüksek üretim kapasitesi nedeniyle dikkat çekiyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de organik tarım yapılan alan 500 bin hektarın üzerinde bulunurken, organik üretici sayısı 60 bini aşıyor. Organik ürün çeşitliliği ise 260’ın üzerinde seyrediyor. Organik sektör büyümeye devam ederken, hidroponik üretimin gelecekte sertifikasyon sistemleri içerisindeki yeri de daha fazla tartışılacak başlıklar arasında gösteriliyor.

Organik tarımın geleceğinde yeni bir tartışma alanı

Dünya organik gıda pazarı 2022 yılı itibarıyla 150 milyar doların üzerine ulaşırken, organik üretim yapılan alanlar 96 milyon hektarı geçti. Organik tarım bugün 188 ülkede uygulanıyor ve yaklaşık 4,5 milyon üretici organik üretim yapıyor.

Buna karşılık iklim değişikliği, su kaynakları üzerindeki baskı ve artan nüfus, kontrollü üretim sistemlerine olan ilgiyi her geçen yıl artırıyor.

Bu nedenle hidroponik üretimin organik kabul edilip edilmeyeceği tartışması yalnızca teknik bir sertifikasyon konusu olarak görülmüyor. Tartışma aynı zamanda gelecekte organik tarımın hangi ilkeler üzerine şekilleneceği sorusuna da yanıt arıyor.

Bugün Avrupa Birliği’nin yaklaşımı net. Organik üretimin temelinde canlı toprak bulunuyor. Amerika Birleşik Devletleri ise aynı konuda daha esnek bir yol izliyor. Organik tarımın geleceğine ilişkin küresel tartışmaların önümüzdeki yıllarda da sürmesi bekleniyor.

Kaynaklar

Avrupa Komisyonu Organik Tarım Tüzüğü (EU 2018/848)

USDA National Organic Program

FiBL, Organic Research Centre

National Organic Standards Board (NOSB)

Tarım ve Orman Bakanlığı