20.10.26

Tarımda Yüksek Maliyet, Düşük Fiyat Krizi

Tarımda Yüksek Maliyet, Düşük Fiyat Krizi

Bitkisel üretimde deyim yerindeyse şok üstüne şok yaşanıyor. 2025’te üretim düşüşü nedeniyle üretici zarar ederken bu yıl üretimde rekor kırılmasına rağmen yüksek maliyet düşük fiyat nedeniyle üretici kriz yaşıyor.

Geçen yıl, yaşanan zirai don, kuraklık ve diğer olumsuz hava koşulları nedeniyle üretimde ciddi düşüşler yaşandı. Meyvede üretim düşüşü bazı ürünlerde yüzde 70’i buldu. Hububatta, bakliyat ürünlerinde üretim azaldı. Bazı sebzeler hariç, üretimi düşmeyen ürün neredeyse yoktu.

2025 yılının bu kötü tablosundan sonra 2026 yılı, yağışların yeterli olması, olumlu hava şartları sonucunda birçok üründe üretim ciddi oranda arttı. Bu artış sadece 2025’teki üretim kaybı ile karşılaştırıldığında ortaya çıkan artış değil. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın açıklamalarına göre buğdayda 24,5 milyon tonluk üretim tüm zamanların en yüksek üretimi. Başka ürünlerde de benzer bir tablo ortaya çıktı.

Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre, 2026 yılında bitkisel üretimde 140 milyon ton ile bugüne kadar ki en yüksek üretim miktarına ulaşıldı. Üretimdeki rekor doğru politikalarla değerlendirilemediğinde bunun öncelikle üretene bir yararı olmuyor. Bu yıl tam olarak bunu yaşıyoruz. Üretimde “rekor kırdık” diye övünülürken, üretici, düşen fiyatlar nedeniyle en zor yıllardan birini yaşıyor.

Çiftçi her üründen zarar ediyor 

Üretimde rekor var ama diğer tarafta çiftçinin feryadı var. Tarım konusunda 30 yıldır yazı yazan, sektörü yakından izleyen bir gazeteci olarak daha önce böylesini pek görmemiştim. Bazı ürünlerde fiyat düşer ama bazılarındaki fiyat artışı üreticinin gelirini dengelerdi. Bu yıl hangi ürünü ele alsanız fiyatında ciddi bir çöküş var. Artan maliyetler karşısında fiyatların bu kadar gerilemesi üreticiyi de ciddi zarara, gelir kaybına uğrattı. Neredeyse hiçbir üründe çiftçi ürettiğinin karşılığını alamıyor. Onun da ötesinde ürününe alıcı bulamıyor, satamıyor ya da maliyetinin çok altında fiyatlara razı olmak zorunda kalıyor.

Üretimdeki artış ve fiyatların dibe vurması ile birçok çiftçi önümüzdeki yıl üretmeyeceğini söylüyor. Çiftçi, “paramı faize yatırsaydım hiçbir emek harcamadan, gübre, mazot, işçilikle uğraşmadan para kazanacaktım” diyor. Asıl tehlikeli olan ve ülkenin tarımı, geleceği için endişe verici olan çiftçinin bu noktaya getirilmesidir. Özellikle küçük üreticiler, maliyet-fiyat kıskacında ezilerek üretimin dışına itiliyor.

Maliyetler artarken fiyatlar çakıldı

Bugün tarımdaki temel çıkmaz, girdi maliyetlerinin fahiş oranda artmasına karşılık ürün fiyatlarının yerinde sayması, hatta geriye gitmesidir. Geçmiş yıllarda bazı ürünlerde yaşanan kayıplar başka ürünlerle telafi edilebilirken, 2026 yılında neredeyse tüm ürünlerde çiftçi ürününü maliyetinin altında satmak zorunda kalıyor.

Yaşanan bu dramatik durum Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Eylül ayı enflasyon verilerine de yansıdı. Sayfalarca yazsak belki anlatamayacağımız bu acı tabloyu TÜİK’in verileri çok net ortaya koyuyor.

TÜİK’e göre, Eylül 2026’da mazot fiyatı aylık yüzde 12,93 artarken, yıllık yüzde 67,23 artışla fiyatı en çok artan kalemlerin başında yer aldı.

 Eylül’de, turunçgiller, sebze ve meyve fiyatları aylık yüzde 24,41 ve yıllık yüzde 32,12 düşüşle fiyatı en çok gerileyen ürünler oldu. Diğer tarım ürünlerinde de düşüş var. Soğan, sarımsak, zeytin ve havuçta aylık düşüş yüzde 17,62 oldu. Diğer taze meyvelerdeki düşüş aylık yüzde 13,12 oldu.

Kısacası üretimin temel girdilerinden mazotta TÜİK’e göre yıllık fiyat artışı yüzde 67 olurken, nihai ürünün fiyatı yüzde 32 düşüyorsa bu sistemin sürdürülebilirliği kalmadığını gösteriyor. Bu durum, çiftçinin doğrudan zarar etmesi ve sermayesini, gelirini kaybetmesi demektir.

Alım gücü düştü, talep azaldı, fiyatlar düştü

Bitkisel üretimde rekor artış olunca üretilen ürünü ya iç piyasada tüketeceksiniz ya da ihraç edeceksiniz. İç piyasada tüketicinin alım gücü düştüğü için talepte ciddi bir azalma var. Kaldı ki, üreticide düşen fiyatlar tüketiciye aynı oranda yansımıyor. Bu nedenle bu rekor üretimden tüketicide yeterince yararlanamıyor.

Üretici limonu 5-6 liradan satarken, manavda, markette, pazarda 40-50 liradan satılıyor. Mandalinada da benzer bir tablo var. TÜİK’in 20026 yılı bitkisel üretim ilk tahminine göre, 2025 yılındaki zirai don ve kuraklık nedeniyle yaşanan kayıpların ardından, bu yıl şeftali üretimi yüzde 88, kiraz üretimi yüzde 255, elma üretimi yüzde 93, kayısıda yüzde 292, üzümde yüzde 53 gibi büyük artış öngörülüyor.

Ancak alıcı olmaması ve çiftçiye göre işçilik maliyetinin yüksek olması nedeniyle bugünlerde hasadı yapılan elma ve zeytin gibi ürünler dalında bırakılıyor.

Zeytinde 2025 yılındaki 2,4 milyon tonluk üretim, bu yıl yaklaşık yüzde 58 artışla 3,8 milyon tona ulaşacağı tahmin ediliyor. Ne var ki fiyatlar maliyetin o kadar altında ki çiftçi “Toplarsam işçiye vereceğim para, üründen kazanacağımdan fazla; dalında kalsın daha iyi” noktasına geldi.

Türkiye’nin en çok zeytin üretilen bölgelerinden birisi olan Akhisar’da düşük fiyatları protesto etmek amacıyla üreticiler bir hafta süreyle “zeytin toplamama” eylemi yaptı. Zeytinliova’da buluşan üreticiler zeytine verilen kilo başına en yüksek 60 lira ve yağlık zeytine verilen kilo başına 10 liralık fiyatın maliyetleri karşılamadığını bu şartlarda zeytini toplamayacaklarını belirterek bir hafta zeytin toplamadılar.

Toprak Mahsulleri Ofisi, 2025 yılında 9 numara çekirdeksiz kuru üzüm için kilo başına 120 lira açıkladığı alım fiyatını, 2026 yılı ürünü aynı üzüm için 95 lira fiyat açıkladı. Maliyetler artarken devlet eliyle de fiyat düşürüldü.

Çeltik alım fiyatları da enflasyonun gerisinde kaldı. Toprak Mahsulleri Ofisi, geçen yıl kilo başına 40 lira açıkladığı baldo grubu çeltikler için bu yıl yüzde 12,5 artışla 45 lira açıkladı. Osmancık grubu çeltiklerin fiyatı 38 liradan 43 liraya çıkarılarak yüzde 18,75 artırıldı. Mazot bir yılda yüzde 67 artarken yapılan bu fiyat artışıyla çiftçi para kazanabilir mi?

Türkiye Şeker Fabrikaları ise, şeker pancarı alım fiyatını yüzde 20 artışla ton başına 3 bin 720 lira açıkladı. Bu fiyata kota tamamlama primi de dahil.

Hayvancılıkta da durum çok farklı değil

Sadece bitkisel üretimde değil, hayvancılıkta da benzer bir tablo yaşanıyor. Tüm Süt, Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği (TÜSEDAD) verilerine göre Eylül’de 1 litre çiğ sütün maliyeti 29,43 lira iken, Ulusal Süt Konseyi’nin belirlediği referans fiyat 5 aydan beri litre başına 24 lira 30 kuruş olarak sabit tutuluyor. Yem başta olmak üzere girdi fiyatları artarken çiğ sütün fiyatı artırılmıyor.

Ulusal Kırmızı Et Konseyi verilerine göre, kırmızı ette dana karkas fiyatı Ekim 2026 itibariyle kilo başına yaklaşık 581 lira. Ege Bölgesi’nde karkasın kilosu ortalama 584 lira 40 kuruş,  Marmara’da 592 lira 20 kuruş en düşük fiyat kilo başına 570 lira ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde. Hayvan ırkına, yerli veya ithal besi hayvanı olmasına bağlı olarak 1 kilo dana karkasın üretim maliyeti ise 588 lira 30 kuruş ile 625 lira 70 kuruş arasında değişiyor. Kırmızı ette de üretici ne yazık ki zararına üretime devam ediyor.

Yanlış politikalarla ihracatın önü kesildi 

Sorun sadece çiftçinin zarar etmesi veya ürününü dalda bırakması ile sınırlı değil. Ticarette ve ihracatta da ciddi sorunlar var. Ticaret ve ihracat ayağında da sistem kilitlendi. Yüksek kredi maliyetleri, yüzde 45-50 oranındaki faiz nedeniyle tüccar ve ihracatçı finansmana erişmekte büyük sorunlar yaşıyor. Ayrıca dövizin baskı altında tutulması ile ihracatçının rekabet etmesi daha da zorlaşıyor.

Son yıllarda iç piyasada ürün fiyatı artınca ithalat kapılarının açılması ve ihracatın kısıtlanması hatta yasaklanması ihracat pazarlarının kaybedilmesine neden oldu. Bunun en somut örneği zeytinyağında yaşandı. 2022 ve 2023 yılında İspanya’da yaşanan kuraklık sonucu, dünyanın en büyük zeytinyağı üreticisi İspanya’da zeytinyağı üretimi yarı yarıya düştü. Dünyada yağ fiyatları arttı. Türkiye’ye büyük fırsat doğdu. Böyle bir dönemde Türkiye, iç piyasada zeytinyağı fiyatı artıyor diye ihracata kısıtlamalar getirdi. Öyle ki, ihracatta ortalama 100 bin ton rakamları yakalanmış ve daha da artırılabilecekken bir yandan Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında ithalat yapılması gündeme getirildi. Suriye’den yağ getirildi. 2021-2023 döneminde tam 4 kez ihracata yasak, kısıtlama, fon, kota gibi engelleyici uygulamalar getirildi.

İhracat 733 milyon dolardan 105 milyon dolara geriledi

Ticaret Bakanlığı’nın 2026 yılı “Zeytin ve Zeytinyağı Raporu”nda ihracattaki dramatik düşüş şöyle ifade ediliyor: “Türkiye’nin zeytinyağı ihracat verileri incelendiğinde, 2023–2025 döneminde ihracat miktarı ve değerinde dalgalı bir seyir izlendiği görülmektedir. 2023 yılında yaklaşık 152,4 bin ton zeytinyağı ihracatı karşılığında 733 milyon dolar döviz girdisi elde edilirken, 2024 yılında ihracat miktarı yaklaşık olarak 100,8 bin tona, ihracat değeri ise 649 milyon dolara gerilemiştir. 2025 yılı verileri itibarıyla ise ihracatın 45,4 bin ton seviyesinde gerçekleştiği ve yaklaşık 219 milyon dolarlık gelir sağlandığı görülmektedir. Bu durum, son yıllarda küresel arz-talep dengesi, üretim maliyetleri ve uluslararası fiyat hareketlerinin sektör üzerindeki etkisini ortaya koymaktadır.

Ticaret Bakanlığı’na göre, 2023-2025 döneminde zeytinyağı ihracatı 733 milyon dolardan 219 milyon dolara düştü. Güncel veriler, yani 2025-2026 sezonu hesaba katılınca durumun daha da vahim olduğu görülüyor. İhracat geliri 105 milyon dolara düştü. Bu sene rekor üretim var ve yasaklarla pazarlar kaybedildiği için ihracat seçeneği değerlendirilemiyor.

Her zaman yazıyorum ve söylüyorum, ihracat üreticinin sigortasıdır. Bu sigorta devre dışı bırakılınca üretici güvencesiz kalıyor.

Gelinen noktada sadece zeytinyağında değil birçok tarım ürününde tüccar, ihracatçı, yüksek riskli tarım ticareti yapmak yerine sermayesini risksiz banka faizine yatırmayı tercih ediyor. Parayı tarım ürünlerine bağlamak istemiyor. Bu nedenle de talep düşüyor.

 Destekler güncellendi ödemesi 2027’de

Aslında herkes maliyetlerin yüksek, fiyatın düşük olduğunun farkında. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Haziran 2026’da İran savaşı nedeniyle gübre, akaryakıt fiyatlarının çok arttığına dikkat çekerek: ‘’Çiftçimizi maliyetlere ezdirmeyeceğiz, destekleri güncelleyeceğiz’’ açıklaması yaptı. Desteklemelerin güncellenmesine ilişkin kararname tam 4 ay sonra 8 Eylül’de yayınlandı. Dekar başına temel destek 310 liradan 57 liralık artışla 367 liraya çıkarıldı. Destekler güncellenecek açıklamasının yapıldığı Haziran’da mazotun litresi 67 liraydı. Kararname çıktığında 100 lirayı buldu. Yapılan 57 liralık artışla 1 litre mazot bile alınamıyor. Daha da önemlisi güncellenen desteğin ödemesi 2027 yılının bahar aylarında yapılacak. Bir yıl sonra ödenecek desteğin, bugünün üretim maliyetlerine hiçbir katkısı olamayacağı açıktır. Daha şimdiden eridi gitti.

Avrupa Birliği Amerika Birleşik Devletleri’nde ve diğer ülkelerde çiftçilere “acil destek fonu” oluşturularak bu ödemeler en kısa sürede yapıldı. Hem de Türkiye’ye göre oldukça yüksek oranlarda.

Yapılacak çok şey var

Tarımda yaşananları küresel bazdaki olaylara, savaşlara bağlamak ve çözüm aramamak daha büyük sorunlara yol açacaktır. Tarımdaki bu derin krizi aşmak için öncelikle günübirlik, popülist ve şok tedbirlerden vazgeçilmeli. Uzun vadeli dış ticaret politikası uygulanmalı. Fiyatlar yükseldiğinde ihracatı yasaklayan, ithalat kapılarını sonuna kadar açan politikaların üretimi ve ihracatı nasıl olumsuz etkilediğini yukarıdaki örneklerde çok net görülüyor. Bundan vazgeçilmeli.

Tapuya dayalı, alan bazlı destek sisteminden vazgeçilerek üretim odaklı prim sistemine dönülmeli. Üreticinin “fiyat düşük para kazanamıyorum” dediği, tüketicinin “çok pahalı alamıyorum” dediği bu çarpık yapıdan kurtulmak için bu yıl için üreticinin elindeki ürünleri kooperatifler ve yerel yönetimler aracılığıyla tüketiciye ulaştırılması sağlanmalı.

Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, kriz anlarında üreticiye doğrudan ve hızlı nakit akışı sağlayacak acil destek fonu devreye sokulmalı.

Özetle, bitkisel üretimde ve hayvancılıkta üretici “yüksek maliyet, düşük fiyat” karşısında ayakta kalmaya çalışıyor.  Çiftçiye acil destek paketi çıkarılmalı. Orta ve uzun vadeli politikalarla kalıcı çözüm getirilmeli. Çiftçinin yaşadığı sorunlar çözülmezse yarın ödenecek fatura çok daha ağır olacaktır.