
2025 yılı, tarım sektörü için yalnızca ekonomik değil; iklimsel, yapısal ve stratejik açıdan da zorlu bir yıl olarak kayda geçti. Artan maliyetler, iklim kaynaklı afetler ve belirsiz piyasa koşulları hem üreticileri hem de tarım firmalarını daha temkinli ve dayanıklı stratejiler geliştirmeye zorladı.
GENTA, bu zorlu yılda büyümekten ziyade mevcut yapısını korumayı, yıllar içinde inşa ettiği dağıtım ağını güçlendirmeyi ve teknik satış yaklaşımıyla sahadaki varlığını derinleştirmeyi tercih etti. İç pazarda korumacı bir politika izlerken, ihracatta ise altyapısını tamamladığı pazarlarda daha agresif bir stratejiyle ilerledi.
GENTA Tarım Genel Müdür’ü Altay Batur, gerçekleştirdiğimiz röportajda 2025 yılını tüm yönleriyle değerlendirirken; iklim kriziyle mücadelede bitki beslemenin sınırlarını, hobi bahçeciliğinde büyüyen potansiyeli, ihracatta karşılaşılan yeni rekabet dinamiklerini ve 2026’ya taşınan stratejik önceliklerini paylaştı…
GENTA Tarım için 2025 yılı nasıl bir yıl oldu?
GENTA olarak 2025 yılı plan ve hedeflerimiz, mevcut güçlerimizi korumaya odaklıydı. Stratejik olarak bitki besleme ürünleri ve profesyonel tarım üreticileri tarafında, iç pazarda büyümeyi hedeflemek yerine; önceliğimiz sahip olduğumuz yapıyı koruyup güçlendirmekti. Uzun yıllara dayanan geniş dağıtım ağımızı muhafaza edecek bir yol haritası çıkardık ve zorlu süreci bu stratejiyle yönettik.
Peki hobi bahçeciliği tarafında nasıl bir yıl geçirdiniz?
Hobi bahçeciliği tarafında ise son birkaç yılda, bilinmezlik hakimdi. Yüksek enflasyonun devam ettiği bir ortamda, temel ihtiyaç olmayan ve bireysel zevklere dayanan bir sektörün nasıl evrileceğini tahmin etmek zordu. GENTA olarak doğrusu, daha olumsuz bir tabloya hazırlanmıştık; fakat sahada karşılaştığımız gerçeklik daha farklı oldu. Türkiye’de hobi pazarının potansiyelinin çok daha yüksek olduğunu düşünüyoruz. Bu yüzden 2025 yılında, insanlara bu alışkanlığı kazandırmak üzere bir strateji belirledik. Pazarı büyütmek ve bu erişilebilir hobiyi potansiyel müşterilerimizle buluşturabilmek için daha atılgan bir şekilde ilerledik. Bu anlamda 2025’i başarıyla tamamladık diyebilirim.
Hobi bahçeciliği sektöründeki pozitif evrilmenin nedeni sizce nedir?
Bunun nedeni bizim sunduğumuz hobinin, bireysel zevkler arasında erişilebilir hobilerden bir tanesi olması. Dışarıda yapılacak bir etkinlik ya da farklı zevkler için harcanacak olan kaynak, evde bir bitki yetiştirmek ya da bir bitkiye bakmak için harcanacak kaynaktan çok daha yüksek. Yıllık bin ila beş bin TL arasında toplam bütçeyle, yıl boyunca yeşillikle ilgilenebiliyorsunuz. Bu yüzden mevcut konjonktürde erişilebilir hobilerin azalmasıyla birlikte, bizim için zevk bahçeciliği pazarının büyüdüğünü söyleyebilirim.
2025, iklimsel afetler yılı oldu. Böyle bir yılda bitki besleme tarafında nasıl ilerlediniz?
Bu konuda farklı dengeler söz konusu. İklim kriziyle mücadelede bitkinin bünyesini güçlendirmek ve enerjisini artırmak, kilit bir ihtiyaç. Bu ihtiyacı, bitki strese girmeden önce karşılamak zorundasınız çünkü bitki strese girdikten sonra yapılan uygulamaların başarı oranı çok düşük. Bitkiyi güçlü tutmalıyız ki süreci en az hasarla atlatalım. Ancak mevcut enflasyonist ortamda, zaten giderleri gelirlerinden hızlı büyüyen bir çiftçiyle karşı karşıyayız. Dolayısıyla böyle bir ortamda, henüz ortada bir problem yokken üreticiyi önlem alma konusunda ikna etmek çok zor oldu. Bu anlamda geçirdiğimiz en zor yıllardan biriydi.
İklim kriziyle mücadelede, bitki besleme uygulamalarından mucize beklemek doğru bir yaklaşım mı?
Hayır, biz mucize satmıyoruz; farklı çözümler sunuyoruz. Geçen sene yaşanılan iklimsel felaketler özelinde değerlendirecek olursam, bu boyutlarda bir krizi yalnızca bitki besleme uygulamalarıyla yönetmek mümkün değildi. Böyle bir dönemi mümkün olduğunca az zararla atlatmak için kapsamlı bir strateji şart. Hangi adımların atılacağını ve hangi kaynakların nerede kullanılacağını doğru hesaplamak gerekiyor. Yine de en iyi planlarda bile çoğu zaman hedef, ‘zararı sıfırlamak’ değil, ‘zararı sınırlamak’ oldu. Dolayısıyla ‘tek bir uygulamayla afetlerden korunursunuz’ söylemi, sahayı bilmeyenlerin değil; sahayı suiistimal eden mucize tüccarlarının dilidir.
Bunu, bizim için bir örnekle açıklar mısınız?
Meyve ağaçları ve geçen sene yaşanan don felaketinden bir örnekle açıklayayım. Nisan ayı, birçok meyve ağacında çiçeklenme dönemidir ve bu dönemde yaşanılan don olayında, istediğiniz kadar bitkinin enerjisi yüksek tutulmuş olsun, yapılabilecek pek bir şey yoktur. Felaket boyutunda yaşanan bir krizde yapabileceğiniz tek şey, zaiyatı en aza düşürmektir. Bu da ancak bitki besleme, sulama ve koruma yöntemlerinin bir arada uygulandığı, bütüncül bir yaklaşımla mümkün olur.
Peki böylesi bir iklim felaketinden sonra neler yapılabilir?
Bitki besleme tarafında anlatması en zor ancak en önemli nokta, aslında sonrasında başlıyor. Yine meyve ağaçları örneğiyle devam edecek olursak bir zaiyat yaşandı ve bitti. Bu noktada, hasat sonrasında ve kıştan önce yapılacak bitki besleme uygulamaları, gelecek yılı kurtarmak adına çok önemli. GENTA olarak, gelecek senenin bahar dönemine hazırlık için hasat sonrasında önerdiğimiz uygulamalar var. Burada en zor kısım zaten zaiyat yaşamış, beklediğinin çok altında bir verim elde etmiş/edecek ve kazanç sağlayamayacak/sağlayamamış bir çiftçiyle gelecek yılın verimini konuşmak. Para kazanamadığı bir dönemde maliyetlerini yükseltecek yeni bir uygulama yapmaya ikna etmemiz gerekiyor.
Bu noktada GENTA Tarım’ın 35 yıllık tecrübesi etkilidir değil mi?
GENTA olarak bu noktadaki temel sorumluluğumuz, çiftçiyi doğru bilgiyle ikna etmek; en güçlü tarafımız olan üreticiler ve tüm iş ortaklarımız nezdindeki güvenirliliğimiz, bu konuda önemli avantaj sağlamakta. Otuz beş yıldır sürdürdüğümüz teknik satış yaklaşımı, sahada inşa ettiğimiz güveni kalıcı hale getirdi. Uzun soluklu iş birliklerinin sağladığı birikimle, paydaşlarımız nezdindeki etki gücümüz bugün çok yüksek seviyede. Geniş satış kadromuz ve teknik satış disiplinimiz sayesinde arazileri yıllardır yakından izliyor olmamız da doğru zamanda doğru çözüm üretmemizi sağlayan en önemli avantajlarımızdan biri.
Peki 2025 yılında, yurtiçinde yeni bir bölge açılımınız oldu mu?
Yeni pazar geliştirmek, her şirket için çok önemli ve bizim için de öyleydi. Var olan dağıtım ağımızı ve iş ortaklarımızı korumak, onlarla olan çalışmalarımızı yoğunlaştırmak ana hedefimizdi. Ancak iklimsel şartların bu kadar hızlı değişmesiyle birlikte yeni pazarlara bakmak ve yeni ihtiyaçları saptamak da başlıca görevlerimizden bir tanesi. Bu doğrultuda güney doğu, hedef bölgelerimizden biri oldu. Bu bölgede büyük bir ekibe zaten sahibiz. Ancak bölgede sulanabilir araziler büyüdükçe ve kuru tarımdan sulu tarıma geçişler arttıkça, biz de hem dağıtım ağımızı hem de üretici portföyümüzü büyütmek üzere çalışmalar yürüttük.
Bir bölgede var olabilmek adına nasıl bir strateji izliyorsunuz?
Bizim mücadelemiz, bir bölgede temelden itibaren var olabilmek, en başından itibaren sahada varlık göstermek üzerine kurulu. Çünkü bir pazar, yalnızca bizim odağımızla büyümüyor; asıl belirleyici olan, gelişen pazarda hem üreticiyle hem bölgedeki iş ortaklarımızla ilk günden itibaren doğru ilişkiyi kurabilmek… Markanın değerini, kendimizi, sunduğumuz faydaları ve ürünlerimizin sahadaki karşılıklarını en başından anlatabilmek bizim için çok önemli. Dolayısıyla aslında pazarı tüm paydaşlarla birlikte geliştiren bir çözüm ortağı olarak konumlanıyoruz.
2025 yılında odaklandığınız bir ürün var mıydı?
Yalnızca 2025 yılında değil ancak son üç yıldır odağımızdaki ürün patatesti. Maalesef son iki yıldır patates özelinde yaşanan olumsuz süreç nedeniyle stratejimizi daha temkinli bir çerçevede güncellememiz gerekti. Ancak patatese odaklandıktan sonra bölgeyi boş bırakmak doğru bir yaklaşım olmazdı. Bir ürünü sahaya sunduysak, onun takibini sürdürmek, uygulamanın arazide doğru şekilde hayata geçmesini sağlamak bizim sorumluluğumuzdur. Bu süreçte, İç Anadolu Bölgesi distribütörümüzle birlikte çok enerji harcadık. Çünkü bu, bizim için bir projenin son adımını tamamlamak demekti. GENTA olarak hiçbir zaman, ‘iki yıl deneriz, olmazsa başka bölgeye ya da ürüne geçeriz’ yaklaşımıyla hareket etmedik. Ne kadar çaba gerektirirse gerektirsin, başladığımız işi sahada sonuçlandırmayı kurumsal bir ilke olarak görüyoruz
2025 yılında, ihracat politikanızda nasıl bir yol izlediniz?
İç pazarda ne kadar korumacı ve tutumlu bir strateji yürüttüysek, ihracatta tam tersi bir tutumla ilerledik. Yatırımlarımızı, ihracat bölgelerimize yönelttik ve daha agresif davrandık. Her ne kadar Türkiye’deki kriz yönetiminden dolayı odağımız bölünse de ihracat pazarlarımızda daha hızlı yol almaya başladık. Bu yalnızca 2025 planımız değildi, son 3-4 yıldır hazırladığımız alt yapıyı artık işlemeye başladık diyebilirim.
Hangi ülkeler, ihracat ağınıza dahil oluyor?
İhracat, tescil sürelerinin uzunluğu nedeniyle biraz daha yavaş işleyen bir süreç. Bu yıl Kuzey Afrika’ya ihracatımız başlıyor. Aynı zamanda en uzun tescil sürelerine ve en yüksek giriş bariyerine sahip ülkelerden biri olan Rusya’da sürecin sonuna geldik ve mart ayının sonunda tescilimiz gerçekleşmiş olacak. Hedefimizde 2026 baharında, burada satışa başlamak bulunuyor. Zaten bu bölgelerdeki denemelerimiz üreticiler nezdinde güçlü karşılık buldu. 2025 yılından itibaren hazır olan satış ağımızı da devreye alarak ürünlerimizin dağıtımını gerçekleştirmeye başlayacağız. Ayrıca Türki Cumhuriyetler’de, Kazakistan ve Özbekistan’da ticaretimiz başladı. Kırgızistan’da ise tescil süreçlerini başlatmayı planlıyoruz.
Peki 2026 yılında hedeflediğiniz yeni bir bölge var mı?
Yeni bir bölge değil ancak körfez ülkelerinin bizim için önemi artıyor. Bu bölgede tarımsal üretim ciddi bir büyüme kaydediyor. Bugüne kadar ithalatla yaşayan bu ülkeler, artık kendi iç tüketimlerini karşılayacak şekilde üretim planlaması yapmak istiyorlar. Biz de GENTA olarak bu ülkeleri, yeniden başlıca hedeflerimiz arasına ekledik.
Türkiye’deki ekonomik durum düşünüldüğünde ihracata odaklanmak doğru bir hamle değil mi?
İhracata odaklanmak, tabii ki güzel ancak ihracatınız varsa bir sıkıntı yaşamazsınız yaklaşımı çok doğru değil. Şu anda ihracatla büyümek için belki son 20 yılın en zor döneminde olabiliriz. Türkiye’de yürütülen döviz politikası nedeniyle rekabet gücümüz gittikçe azalıyor. Ayrıca bunun üzerine mesela bazı Kuzey Afrika ülkelerinde, Avrupa’dan ithal edilen ürünlerde gümrük vergileri sıfırlanıyor. Türkiye’den ithalat yapmak istediklerinde ise yüzde 15’ten başlayan gümrük vergisi işletiliyor. Bu da yine bizim rekabette geri kalmamıza neden oluyor.
Bu durumda nasıl bir politika izliyorsunuz?
GENTA olarak aslında genel stratejimizle ilerliyoruz. Sunduğumuz değer önerisinde, çözümlerimizi, teknik desteğimizi ve uzmanlığımızı öne çıkarıyoruz. Tabii ki aynı stratejiyle ilerleyen farklı firmalar da var. Bu noktada formüllerimizin yanı sıra fiyat konumlanmasına da çok dikkat etmeye çalışıyoruz. Uluslarası hedefleri olan Türk şirketlerin bana kalırsa, stratejik olarak küresel firmalarla benzer kaliteyi daha erişilebilir fiyata sunması gerekiyor. Geçmişte farklı sanayilerde başarı örnekleri de bu yolu izlemiştir. Ancak şu anda fiyat konumlanması kısmında önemli derecede zorlanıyoruz. Zaten birçok Avrupalı firmanın köklendiği bir pazarda doğru fiyat konumlanmasını yapamazsak rekabet etme şansımız oldukça azalıyor. Bu noktada, sonuç alabilmek için iki kat fazla çalışmak, daha fazla kaynak ayırmak ve daha uzun zaman yatırımı yapmak zorundayız.
Ancak yine de para döngüsü açısından avantajı var değil mi?
En büyük avantajı para döngüsünün hızlı olması. Türkiye’de finansman, tamamen özel sektörün omuzlarında. Bu yüzden uzun vadeler, ciddi riskler oluşturuyor ve riskleri de yine özel sektör taşıyor. İhracatın en büyük avantajı bu yüzden para döngüsünün hızlı olması ve risk kat sayısının daha düşük olması.
2026 yılında pazarlama faaliyetleri kısmında neler yapacaksınız?
Pazarlama faaliyetlerimiz, geçen yıla göre çok büyük farklılık göstermeyecek. Yurt içinde açık hava fuarlarında, DLG Fuarcılık ile olan partnerliğimizi devam ettireceğiz. 2026 yılında yine Growtech Fuarı’na katılımımız devam edecek. Fuar katılımlarımızın yanı sıra bizim için önemli bir araç olan araştırma istasyonumuzda, etkinliklerimize devam ediyor olacağız.
Araştırma istasyonunuzda yürüttüğünüz faaliyetlerden bahseder misiniz?
Bu, bizim GENTA olarak farkımızı ortaya koyduğumuz bir alan. Araştırma istasyonumuzda hem var olan formüllerin denemesini yapıyor hem de farklı formüllerin etkilerini gözlemleyebileceğimiz denemeler gerçekleştiriyoruz. Aynı zamanda var olan eski formüllerimizi nasıl daha verimli kullanabileceğimizi veya optimizasyon denemelerimizi gerçekleştiriyoruz. Son olarak da tamamen araştırma ve uzmanlaşma amaçlı, değişen iklim koşullarında alternatif üretim türleri üzerinde çalışıyoruz.
Alternatif üretim türleri derken neyi kastediyorsunuz?
Örneğin Antalya, bitki örtüsünün hızlı evrildiği bir bölgedir. İklimi giderek tropikal iklime evriliyor ve tropikal bitkilerin üretimi hızla yayılıyor. Diğer yandan örtü altında farklı bir üretim zamanlamasına sahip, erkenci ve sezon dışı ihtiyaçların karşılanabileceği bir alan. Her zaman böyleydi ancak iklimin yavaş yavaş tropikal iklime yaklaşmasıyla beraber, alternatifler de artıyor. Biz de bu doğrultuda denemelerimizi artırıyoruz. Bu sayede gelişebilecek bir pazarı önceden görebiliyor ve en hızlı şekilde uzmanlık edinebilmek için öğrenmeye başlıyoruz.
Araştırma istasyonunu bir nevi üs gibi de kullanıyorsunuz değil mi?
Evet, araştırma istasyonumuzu denemelerin haricinde aynı zamanda bir etkinlik üssü gibi de kullanıyoruz. İstasyonda hem fuar dönemlerinde hem de fuar dışı dönemlerde, bir bölgenin üretim dönemi veya kritik dönemleri geçtiği zaman, bölgenin ana aktörlerini ve ana iş ortaklarımızı ekibimizle bir araya getiriyoruz. Bu anlamda araştırma istasyonu hem yeni formülasyonlarımızı ve yaptığımız çalışmaları göstermek için hem de GENTA’yı anlatmak için güzel bir araç oluyor. Çünkü hem profesyonel ve yenilik konuştuğumuz ancak kendi yapımız olduğu için ev sahipliği yaptığımız samimi bir ortam oluyor. Bitki besleme konusunda buna benzer bir çalışmanın, Türkiye’de başka bir örneği yok. Bu yönüyle de eşsiz bir çalışma. Buradaki faaliyetlerimize de 2026 yılında devam ediyor olacağız.
Yurt dışında hangi fuarlara katılıyorsunuz?
2025 yılında ilk defa Rusya’da, bölgedeki var olan iş ortağımızla birlikte Yugagro Fuarı’na katıldık. Aynı şekilde bu yıl, Moskova’da Agortech Expo- Potato Horti Fuarı’na katılacağız. Yine Azerbaycan’da Caspian Agro’da iş ortağımızın yirminci senesini kutlayacağız. Bu fuarda da beraber yer alacağız çünkü aynı şekilde kuruluşlarından beri, yirmi yıldır birlikte çalışıyoruz. İran’da, Tahran fuarına katılacaktık ancak ülkenin güncel durumundan dolayı etkinlik şu anlık iptal edildi. Ancak ayrı bir tarih saptanırsa tekrar değerlendireceğiz.
2026 yılında hobi tarafında planlarınız neler?
2026 yılında hobi tarafında agresif bir stratejiyle devam ediyor olacağız. Bu pazarda lideriz. Amacımız liderliğimizi korumak ve potansiyel pazarı genişletmek. Türkiye’de potansiyel yüksek ancak henüz bu hobiye sahip kişi sayısı az. Sektör lideri olarak pazar büyütme görevinin bize düştüğünü düşünüyoruz.
Bu büyüme nasıl gerçekleşecek?
Müstakil evlerle büyümeyecek tabii ki. Ancak evinde, saksısında birkaç bitki yetiştirmek ve bu şekilde toprakla, bitkiyle temas etmek isteyenlerin, az zaman ve az kaynakla bitki yetiştirmenin keyfini deneyimleyecek kişilerin sayısını artırmak bize düşüyor. Aslında bu durumu, insanları yeni bir hobi türüyle tanıştırmak olarak değerlendiriyoruz. Bunun için de dijital pazarlamayı daha aktif ve efektif kullanmayı planlıyoruz. GENTA olarak hobi alanında da kendi var olan pazarımızı genişletmek ve yeni pazar yaratmak üzerine bir strateji yürüteceğiz.
Hobi alanında, ihracat kısmında nasıl ilerleyeceksiniz?
Hobi kısmı, yurt dışı yapılanması zor bir alan. İhracatı da daha zor çünkü çok fazla ürün segmenti var ve birçoğu tarımsal girdi olarak konumlanabiliyor. Bu nedenle özellikle mevzuatlarında hobi ile profesyonel ürün ayrımı yapan ülkelere odaklanmak önemli. Halihazırda Azerbaycan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne ihracat gerçekleştiriyoruz. Ancak özellikle Doğu Avrupa özelinde farklı projelerimiz yürürlükte.
Hobi pazarında gelişmenin önündeki zorluğun nedeni nedir?
Bizim sunduğumuz hobi türü, büyük bütçeler istememesine rağmen hala gelişmiş ve orta gelişmiş ülkelerde görülüyor. Halbuki daha az gelişmiş ülkelerde pazarın büyüme potansiyeli oldukça yüksek. Ancak yurt dışı pazarını büyütmek, yurt içinde olduğu kadar kolay değil. Örneğin hedefimizde Romanya ve Bulgaristan var fakat Mısır yok. Çünkü Mısır, hobi alışkanlığı hiç olmayan bir ülke. Dolayısıyla böyle bir pazara yönelmek, 90’lı yıllarda Türkiye’de attığımız ilk adımlara benzer şekilde, yüksek emek ve uzun zaman yatırımı gerektiriyor.

