12.12.25

Biyolojik Ürünler, Tarımın Rotasını Yeniden Belirliyor

Dünyanın lider tarım kimyasalları firmaları artık biyo-çözümler denilen ürünlere yöneliyor ve şu anda bu yeni nesil çözümler, cirolarının yaklaşık yüzde 10-15’ini oluşturuyor. Hedefleri ise 2030 yılına kadar cirolarındaki kimyasal-biyolojik dağılımını yüzde 50 seviyesine ulaştırmak.

1959 yılında Stern tarafından ortaya atılan entegre mücadele terimi, biyolojik ve kimyasal yöntemlerin birlikte kullanımı olarak yorumlanıyor. Günümüze kadar birçok farklı şekilde tanımlansa da en sağlıklı tanımın FAO tarafından yapıldığı düşünülüyor: “Zararlı türlerin popülasyon dinamiklerini ve çevre ile ilişkilerini dikkate alarak, uygun olan bütün mücadele metotlarını ve tekniklerini uygun bir şekilde kullanarak, bunların popülasyonlarını ekonomik zarar seviyesinin altında tutan bir zararlı yönetimi sistemidir.”

Günümüzde sürdürülebilir tarımsal faaliyetlerde birçok zorluk ile karşı karşıya kalınıyor. Bunlardan en önemlisi ise etkili ve sürdürülebilir tarımsal üretim ile gıda güvenliğini kesinleştirmek. Bu noktada entegre mücadele yöntemi çevreye dost, ekonomik ve sosyal sorumluluğa sahip olmasıyla öne çıkıyor.

Tarım Gündem Dergisi olarak Eylül–Ekim sayımızda özel röportaj konuğumuz, BİOTED (Biyolojik ve Biyoteknik Mücadele Ürünleri Üreticileri ve Tedarikçileri Derneği) Yönetim Kurulu Başkanı Yağız Süzen oldu.

Entegre mücadele yöntemlerinin bütüncül bir yaklaşım gerektirdiğini belirten Süzen; “BİOTED olarak sektörün uyum içerisinde çalışmasını sağlayarak biyolojik mücadelenin daha da yaygınlaşması ve kabul görmesi için öncülük etmeye devam edeceğiz” dedi.

Entegre mücadele yöntemini tanımlar mısınız?

Entegre mücadele yöntemi (IPM), bitkisel ürünlerde yüzde 40’lara varan kayıplara yol açan zararlı organizmalarla mücadelede biyolojik, organik, kültürel, mekanik ve kimyasal olmak üzere tüm mücadele metotlarının birbiriyle uyumlu bir şekilde kullanılmasını içeren bilimsel bir zararlı yönetim sistemidir. İnsan sağlığına ve çevreye olan riskleri minimum düzeyde olan ekonomik ve ekolojik bitki koruma ürünlerinin uygun aralıkta ve dozda kullanımını teşvik eden bir mücadele programı olarak da tanımlamak mümkündür.

En önemli etmenleri nelerdir?

Entegre mücadelenin en önemli elementleri biyolojik mücadele ve biyoteknik uygulamalardır. Ancak biyolojik mücadelede başarı için konukçu, zararlı organizma ve doğal düşman arasındaki ekolojik ilişkinin çok iyi bilinmesi gerekir.

Entegre mücadele dünyada ne zaman ortaya çıktı ve nasıl gelişti?

Entegre mücadele kavramı ilk olarak 1959 yılında Stern tarafından ortaya atılmış ve bu kavram, biyolojik ve kimyasal yöntemlerin birlikte kullanılması olarak tanımlanmıştır. Avrupa’da da ilk IPM çalışma grubu “Working Group for Integrated Plant Production in Orchards” ismiyle aynı yıl oluşturulmuş, bugün ise “International Organisation for Biological and Integrated Control for Noxious Animals and Plants (IOBC)” olarak bilinmektedir.

Entegre mücadelenin ilkeleri 1965 yılında FAO tarafından belirlenmiş, ilk IPM terimi 1967’de kullanılmış ve 1970’li yıllarda önem kazanmaya başlamıştır. 1972 yılı itibariyle IPM sistemine dönüşmüştür.

Peki ülkemizde durum nasıl ilerledi?

Dünyadaki gelişmelere paralel olarak ülkemizde de aynı yıllarda entegre mücadele yaklaşımları benimsenmiş ve ürüne dayalı sistemler belirlenmiştir. İlk uygulamalar 1970 yılında pamukta başlamış, 1972’de elma ve fındık ile devam etmiştir.

1992 yılından itibaren kimyasal pestisit kullanımının üçte bir oranında azaltılması hedeflenmiş, IPM programlarının geliştirilmesine yönelik araştırmalar hız kazanmıştır. Bu hedefe ulaşmak için kimyasal mücadeleye alternatif kontrol metotları giderek daha önemli hale gelmiştir.

Ülkemizde mevcut durum nedir?

Avrupa Parlamentosu tarafından tanımlanan IPM’in sekiz ana prensibi ülkemizde de benimsenmiştir. Bizim için en önemli unsurlar biyolojik ve biyoteknik mücadeledir. Bu yaklaşım, çevresel sürdürülebilirliği merkeze alırken ekonomik verimliliği de korumayı amaçlar.

Bu konuda nasıl bir yapılanma var?

Bu yöntemleri kullanan üreticiler 2010 yılından itibaren devlet tarafından desteklenmeye başlamıştır.
Adana Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü 2011 yılında “Biyolojik Mücadele Araştırma Enstitüsü” olarak organize edilmiştir. Ayrıca bu kurum bünyesinde uluslararası çalışmaların yürütüldüğü bir Biyolojik Mücadele Araştırma Merkezi kurulmuştur.

Bornova Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsü bünyesinde de “Biyoteknik Mücadele ve Pestisit Uygulama Teknikleri Merkezi” faaliyet göstermektedir.

Entegre mücadele ile ne hedefleniyor?

Amaç zararlı organizmaları tamamen yok etmek değil, popülasyonlarını ekonomik zarar eşiğinin altında tutarak kontrol altına almaktır. Bu strateji yalnızca üretici, tüketici ve çevrenin maruz kaldığı toksik etkileri azaltmayı değil; aynı zamanda zararlı organizmaların kimyasal ürünlere dayanıklılığını da düşürmeyi hedefler.

Pestisit kullanımını sıfırlamaktan bahsetmiyoruz değil mi?

Hayır, IPM programları pestisit kullanımını tamamen devre dışı bırakmayı amaçlamaz. Ancak kimyasal kullanımını azaltma konusunda kararlı bir dönüşüm gereklidir. Çünkü kimyasalların yoğun ve bilinçsiz kullanımı yalnızca faydalı böcek popülasyonlarını değil, toprağın biyolojik yapısını da tehdit eder. Bu da uzun vadede üretim verimliliğini düşürür.

BİOTED olarak, kimyasal müdahalelerin yalnızca zorunlu ve bilimsel olarak gerekçelendirilmiş durumlarda devreye alınması gerektiğini savunuyoruz. Sürdürülebilir tarımın geleceği, biyolojik ve biyoteknik çözümlerle mümkün olacaktır. Kimyasal uygulamalar ve biyolojik uygulamalar birbirine rakip değil, entegre bir sistemin tamamlayıcı parçalarıdır.

Entegre mücadele hangi avantajlarıyla sürdürülebilirliğe katkı sağlıyor?

Entegre mücadele, insan sağlığına ve çevreye olan riskleri minimum düzeyde tutar. Kalıntı ve direnç gelişimi sorunlarını çözer. Ekonomik ve ekolojik bitki koruma ürünlerinin uygun aralıkta ve dozda kullanımını teşvik eder.

Ayrıca, yerel iş gücünü koruyan ve ithalat bağımlılığını azaltan bir üretim modeli sunar.
Biyolojik mücadele uygulamaları, yerelde bilgi birikimi, teknik istihdam ve üretim altyapısı gerektirir; bu da doğrudan yerel ekonomiye katkı anlamına gelir.

Avrupa Yeşil Mutabakatı ve uluslararası ihracat kriterleri göz önüne alındığında, biyolojik ürünlerle üretim yapmak artık bir rekabet avantajı değil, bir ön şart haline gelmiştir. Özellikle Avrupa’ya ihracat yapan üreticiler için kalıntısız, sürdürülebilir üretim modeli kaçınılmazdır.

Dolayısıyla biyolojik mücadele yalnızca çevresel bir yatırım değil, geleceğe dönük ekonomik bir zorunluluktur.

Maliyet verimliliği derken ne demek istiyorsunuz?

Üretici maliyetleri konusunda bir parantez açmakta fayda var: Çiftçi biyolojik mücadeleyle üretim sırasında bazı avantajlar sağlar; ancak asıl faydayı ürün hasadında görür.

Biyolojik uygulamalarda hasat bekleme süresi yoktur; üretici dilediği zaman hasat yapabilir. Pazarda fiyat yükseldiğinde ürünü hemen satışa sunabilir. Ürün kalitesi ve kozmetik değeri yüksektir; tezgâhta daha fazla tercih edilir. Bu avantajlar biyolojik mücadelenin öne çıkan faydalarıdır. Nihai tüketici de bu farkı giderek daha fazla fark etmektedir.

Entegre mücadelede başarıya ulaşmak için hangi adımlar atılmalı?

Entegre mücadelenin sağlıklı planlanıp uygulanabilmesi için:

  • Ekosistem bütün olarak ele alınmalı ve araştırılmalı,
  • Programlar hazırlanırken ana zararlılar dikkate alınmalı, potansiyel zararlılar göz ardı edilmemeli,
  • Hedef türlerin tamamen yok edilmesi yerine popülasyonları ekonomik zarar eşiğinin altında tutulmalı,
  • Kimyasal mücadele gerekiyorsa çevre dostu ve spesifik ürünler tercih edilmeli,
  • Doğal düşmanların korunmasına özen gösterilmeli,
  • Ekonomi ve ekoloji ön planda tutulmalı,
  • Entegre yöntem ve teknikler birbirini desteklemeli,
  • Mücadele yöntemleri bütüncül olarak yürütülmelidir.

Entegre mücadele içerisinde biyolojik mücadele nasıl konumlanıyor ve nelerden oluşuyor?

Biyolojik mücadele dediğimizde biyopestisitler dahil olmak üzere tüm biyolojik kökenli çözümleri kastediyoruz. Doğada doğal olarak bulunan böcekler, akarlar, bakteriler, funguslar, virüsler, nematodlar ve diğer canlı grupları arasında doğal düşman niteliğinde türler bulunur. Bunlar parazitoitler, predatörler, entomopatojenler ve antagonist olarak gruplandırılır ve biyolojik mücadele etmenlerini oluşturur.

Biyolojik mücadele uygulama yöntemleri nelerdir?

Biyolojik mücadele üç temel şekilde uygulanır:

  1. Zararlıların doğal düşmanlarının ithal edilerek yerleştirilmesi,
  2. Doğal düşmanların çoğaltılarak salınması,
  3. Doğal düşmanların korunması ve desteklenmesi.

Biyolojik ürünlerin kullanımı artıyor diyebilir miyiz?

Evet. Dünyanın lider kimyasal firmaları artık biyo-çözümler dediğimiz ürünlere yöneliyor. Şu anda bu yeni nesil çözümler, cirolarının yaklaşık yüzde 10–15’ini oluşturuyor. Hedefleri, 2030 yılına kadar kimyasal-biyolojik dağılımını yüzde 50 seviyesine ulaştırmak.

Bu konuda istenilen noktaya ulaşıldı mı?

Henüz istenilen noktada değiliz. Ancak burada maliyetten çok sonuca ve sürdürülebilir etkiye odaklanmak gerekiyor.
Biyolojik mücadele ile elde edilen verim artışı, çoğu zaman kimyasal mücadeleden daha yüksektir. Kar–zarar hesabını doğru yapmak gerekir.

Ayrıca tüketici tarafındaki bilinç ve talebin artması, bu ürünlerin kullanımını hızlandıracaktır. Biyolojik ürünlerde devlet yön gösterici bir rol oynarken, üretici ve tüketici tarafının daha talepkâr olması dönüşümü hızlandıracaktır.

BİOTED ne zaman ve hangi amaçla kuruldu?

Biyolojik ve Biyoteknik Mücadele Ürünleri Üreticileri ve Tedarikçileri Derneği (BİOTED), 2013 yılında Antalya’da kurulmuştur. Dernek olarak öncelikli amacımız, biyolojik ve biyoteknik ürünlerle çalışan firmalar arasında yardımlaşma ve dayanışma sağlamak; sektörün uyum içerisinde çalışmasını temin ederek ekonomik ve sosyal menfaatleri korumaktır.
Aynı zamanda biyolojik ve biyoteknik ürünler konusunda farkındalık yaratmak ve kullanımını teşvik etmeyi amaçlıyoruz.

BİOTED’in uluslararası çalışmaları ve IBMA üyeliği

BİOTED, Avrupa’daki en yetkin biyokontrol platformu olan IBMA (International Biocontrol Manufacturers Association) üyelik sürecini başlatmış durumda.
Bu adım, ülkemizin biyolojik mücadele sektörünü Avrupa standartlarıyla uyumlu hale getirmek açısından büyük önem taşıyor.
IBMA üyeliği, Türkiye’deki üretici ve tedarikçilerin uluslararası arenada bilimsel, teknik ve etik olarak tanınan bir çatı altında temsil edilmesini sağlayacak.
Aynı zamanda, BİOTED’in Avrupa’daki mevzuat, araştırma ve yenilik süreçlerine doğrudan katkı sunabileceği bir dönemi başlatacak.
Bu üyelik, Türkiye’nin biyolojik mücadelede uluslararası güvenilir bir oyuncu haline gelmesi için stratejik bir dönüm noktası.

Yeni ruhsatlı ürünlerle gerçek entegrasyona doğru

Yeni gelen ve ruhsatlanan biyolojik ürünlerle birlikte, biopestisitler, biofungusitler; bakteriler, funguslar ve entomopatojen nematodlar sayesinde entegre mücadeleyi gerçekten entegre hale getirmek istiyoruz. Bu yalnızca teknik bir gelişim değil, aynı zamanda endüstriyel bir dönüşüm anlamına geliyor.

Endüstrinin buna, bu dönüşüme ihtiyacı var. Çünkü geleceğin tarımı, doğa ile rekabet eden değil, doğa ile uyum içinde çalışan çözümler üzerine kurulacak.

BİOTED olarak, hem bu ürünlerin bilimsel temellerini güçlendirmek hem de üreticiye güven veren bir pazar ekosistemi oluşturmak için çalışmalarımıza devam ediyoruz.

Kurum olarak hedefleriniz nelerdir?

Bundan sonraki süreçte biyolojik mücadelenin daha da yaygınlaşması ve kabul görmesi için lider bir rol üstlenmeye devam edeceğiz.
Hedefimiz, biyolojik mücadelenin tarımın standart bir uygulaması haline gelmesini sağlamak, sağlıklı nesillerin yetişmesine katkıda bulunmak ve gıda güvenliğini artırmaktır.

BİOTED olarak bu vizyon doğrultusunda bilimsel araştırmaları desteklemek, eğitim programları düzenlemek ve üyelerimizi inovasyon ile sürdürülebilirlik konularında teşvik etmek üzere faaliyetlerimizi sürdüreceğiz.
Herkesin güvendiği ve saygı duyduğu, bilimsel anlamda otorite haline gelmiş, sektörü yönlendiren bir sektör örgütü olacağımıza inanıyoruz.