
Çiftçinin derdi bitmiyor. 2025 yılında zirai don, kuraklık, aşırı sıcaklar ve su sorunu ile karşı karşıya kalan üreticiler, 2026’da kuraklık riskinin azalması, yağışların artmasına sevinirken bu kez aşırı yağışlardan zarar gördü. Yetmedi, komşumuz İran’a yönelik İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin saldırısı ile başlayan savaş mazot ve gübre başta olmak üzere girdi fiyatlarını adeta uçurdu.
Mazot fiyatı 80 lirayı gördü, gübrede ürenin tonu 35 bin liraya ulaştı. Tarımsal elektriğe henüz yeni yüzde 24,8 oranında zam yapıldı. Çiftçi haklı olarak bu kadar yüksek fiyatlarla tarımsal girdi kullanarak üretecekleri ürünün fiyatının ne olacağını merak ediyor. Daha doğrusu bu yüksek girdi maliyetlerinin fiyata yeterince yansımayacağını, ürün fiyatlarının düşük kalmasından endişe ediyor.
Bu sorun sadece çiftçinin, sadece Türkiye’nin sorunu değil dünyanın küresel sorunu haline geldi. Son dönemde uluslararası kuruluşlar, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü(FAO), Uluslararası Para Fonu(IMF) ve Dünya Bankası konuya ilişkin olarak açıklamalar yapıyor. Gübre ve akaryakıt konusundaki endişeleri dile getiriyor. Bu açıklamalara baktığımızda, savaş bugün dursa bile etkilerinin uzun süre devam edeceğini gösteriyor.
Savaş sonrası da gübre fiyatları artmaya devam edecek
Uluslararası kuruluşların açıklamaları gösteriyor ki savaş sonrasında da gübre fiyatları artmaya devam edecek. Enerji ithalatçısı ülkelerin daha fazla olumsuz etkileneceği belirtilirken, petrol, gaz ve gübre fiyatlarının yükselmesi ile gıda güvenliği endişelerini artırdığı dile getiriliyor. Hürmüz Boğazı’ndaki sevkiyatların normale dönmesi sonrasında da temel emtiaların küresel arzında sorunlar yaşanacağı, altyapıda meydana gelen hasarlar nedeniyle özellikle yakıt ve gübre fiyatlarının bir süre daha yüksek olacağına dikkat çekiliyor.
Türkiye açısından baktığımızda mazot ve gübre tarımsal üretimde en çok kullanılan iki temel girdi. Türkiye, bunların ikisinde de çok büyük oranda dışa bağımlı, yani bunları dışarıdan temin ediyor. Dolayısıyla Türkiye bundan en fazla etkilenecek ülkelerden birisi.
Mazot olmayınca traktörü çalıştıramaz üretim yapamıyorsunuz. Tarlayı süremiyorsunuz. Tarlayı sürdükten sonra traktörle yapılan işlemler var. Onlarda yine mazot kullanılıyor. Hasat yaparken kullanıyorsunuz. Ürünü elde ettiniz, onu taşımak için kullanıyorsunuz. Dolayısıyla tarımın her yerinde, her aşamasında kullanılan bir temel girdi.
Gübre olmadan verimlilik olmaz
Gübre verimlilik açısından çok önemli. Artık topraklar öyle bir noktaya geldi ki gübre kullanmadığınız zaman gerçekten verim almanız mümkün değil.
Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü “Tarımsal Gübre İstatistikleri – 2025 Bülteni” ne göre, Türkiye’nin 2025 yılı fiziki gübre üretimi 2024 yılına göre yüzde 3 oranında azalarak 4 milyon 572 bin 585 ton oldu. Kalsiyum Amonyum Nitrat (% 26N) gübresi 1 milyon 689 bin 963 ton ile en çok üretilen gübre.
Aynı dönemde, fiziki gübre tüketimi ise 2024 yılına göre yüzde 6 oranında azalarak 6 milyon 546 bin 693 ton olarak gerçekleşti. En çok tüketilen gübre 1 milyon 853 bin 817 ton ile üre gübresi oldu. Fiyatı en çok artan ve küresel düzeyde erişimi en çok sorun olan da üre olduğunu hatırlatmakta yarar var.
Gübre ithalatına 1 milyar dolar
Türkiye gübre hammaddeleri bakımından yüzde 90’nın üzerinde dışa bağımlı. Savaş öncesinde yıllık ortalama 1 milyar dolar gübre ve hammaddelerine ödeniyordu. Savaşla birlikte bunun katlanarak artması bekleniyor. Türkiye’nin en fazla ithalat yaptığı ülkeler; Umman, Mısır ve Rusya.
Üre fiyatları savaş öncesinde ton başına 430-490 dolar seviyesindeyken savaş ile birlikte 800 dolara kadar çıktı. Türkiye’de en çok kullanılan üre gübresinin ton fiyatı son 1 ayda 21-25 bin liradan 34-35 bin liraya kadar yükseldi. Artan fiyatlar nedeniyle üretici gübre almakta zorlanıyor.
Uluslararası piyasalara bakıldığında gübre sektörü temsilcilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın sonucu olarak gübre fiyatlarındaki artış nedeniyle küresel gübre erişilebilirliği son 5 yılın en düşük seviyesine geriledi.
Mart ayında gübre fiyatları, üre fiyatlarındaki yüzde 44’lük artışın etkisiyle Ekim 2022’den bu yana en yüksek seviyesine ulaştı; üre fiyatları sadece Mart ayında ton başına ortalama 215 dolar arttı.
Hükümetin aldığı kararlar önemli ama yeterli değil
Savaş patlayınca ve enerji, gübre fiyatları artınca hükümet bir hafta içerisinde 3 önemli karar aldı. İlk olarak 7 Mart 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile üre ithalatında yüzde 6,5 olan gümrük vergisi sıfırlandı.
İkinci olarak Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü, ilgili birimlere yazıyla 7 Mart 2026’dan geçerli olmak üzere üre gübresinin ihracatının yasaklandığını bildirdi. İthalat serbest bırakılırken ihracat yasaklandı.
Son olarak da, el yapımı patlayıcıda kullanıldığı için kullanımı 2016 yılında yasaklanan Amonyum Nitrat (%33AN) gübresinin tarımda kullanılmasına geçici olarak (30 Mayıs 2026 tarihine kadar) izin verildi. Bu gübreyi kullanacak çiftçilerin mutlaka Çiftçi Kayıt sistemi(ÇKS)’ne kayıtlı olmaları gerekiyor. Ayrıca, satışlar Gübre Takip Sistemi (GTS) üzerinden yapılacak. ÇKS kaydı bulunmayan veya GTS üzerinde hak edişi tanımlanmayan çiftçilere Amonyum Nitrat satışı yapılmayacak.
Daha sonra, 3 Nisan 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Kalsiyum Amonyum Nitrat (CAN), Amonyum Sülfat, Amonyum Nitrat, Diamonyum Fosfat (DAP) ve benzeri gübre çeşitlerinde de ithalatta gümrük vergisi sıfırlandı.
Alınan bu kararlar elbette önemli. Ancak, çiftçi artan fiyatlar karşısında gübre alamıyor. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, ısrarla “gübre stoklarımız yeterli, sorun yok” dese de asıl sorun artan fiyatlar ve çiftçinin bu yüksek fiyattan gübre alamaması.
Çiftçi gübre alsa da almasa da zarar ediyor
Üretici, fiyatı nedeniyle gübreye ulaşamıyor. Çiftçi aynı zamanda ikilem içerisinde. Gübre almaya kalksa fiyatlar çok yüksek. Bu yüksek fiyattan kullandığı gübreyi ürün fiyatına yansıtabilecek mi? Yansıtamazsa ciddi zarar edecek. Gübre alıp kullanmasa verim düşecek ve daha az ürün alacağı için yine zarar edecek. Şu anda çiftçinin en büyük endişesi bu.
Üretim azalınca gıda fiyatları yükselecek. Gübreyi kullandığı zaman da yüksek maliyetli olduğu için yine fiyatlar artacak. Dolayısıyla, çiftçinin yaşadığı bu sıkıntı tüketicinin de sofrasına mutlaka yansıyacak. Şu dönemde buğday, mısır, arpa gibi birçok üründe, bakliyat ürünlerinde üretici ektiği veya ekeceği ürüne gübre kullanmak zorunda. Bunu pahalıya kullandığı zaman da bunun yansıması ekmekten başlayıp bütün ürünlere yansıyacak.
Yem bitkilerinde gübre pahalı kullanıldığında, artan maliyet ve fiyat nedeniyle et, süt ve diğer ürünlere yansıyacak. Bundan etkilenmeyecek ürün ve etkilenmeyecek kişi yok.
Çiftçiye ilave destek sağlanmalı
Yapılması gereken, tabii ki devletin gübrede ve mazotta üreticiye mutlaka ilave destek vermesi. Birçok ülke bunu yapıyor. Avrupa Birliği, İspanya, Gana, Avustralya gibi birçok ülke üreticisine gübre konusunda ilave destekler sağladı. Bizde ise gübre ve mazot desteği kaldırıldı. Bunun yerine temel destek ve planlı üretim desteği diye iki farklı destek veriliyor. Ama bunların ödemesinde bile ciddi gecikmeler oldu. 2024 yılı fiyatlarıyla belirlenmiş, 2025 yılı desteği bu. 2026 yılı destekleri de 2027 yılında ödenecek. Dolayısıyla şu son dönemdeki fiyat artışlarını karşılayacak bir destek değil. Mutlaka gübre ve mazot konusunda ek destek mekanizmasının devreye alınması gerekir.
Gübreye erişimin zorlaştığı, fiyatının yükseldiği bu dönemi aynı zamanda bir fırsat olarak değerlendirerek gübre kullanımında tasarruf yöntemleri de devreye alınmalı. Ancak bu şekilde maliyetler düşürülebilir ve verimlilik artışı sağlanabilir.
Gıda fiyatlarındaki artış açlığı körükleyecek
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), savaş devam ederken Mart ayı sonunda önemli bir rapor yayınladı. “Enerji ve Gübre Ticareti ile Gıda Güvenliği Üzerindeki Etkileri” nin ele alındığı raporda, Şubat 2026’da Basra Körfezi’nde patlak veren çatışma, küresel enerji, gübre ve tarım-gıda sistemlerinde büyük bir şok yarattığına dikkat çekilerek özetle şu bilgilere yer verildi: “Bunun temel nedenlerinden biri, Körfez enerji üreticilerini küresel pazarlarla bağlayan stratejik bir deniz koridoru olan Hürmüz Boğazı’ndan yapılan ticaretin aksamasıdır. Normal şartlar altında, boğazdan günde yaklaşık 20 milyon varil ham petrol ve rafine ürün (küresel deniz yoluyla taşınan petrolün yaklaşık dörtte biri) ile birlikte önemli miktarda sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ve gübre ihracatı geçmektedir. Çatışmanın başlamasından günler sonra, boğazdan geçen tanker trafiği yüzde 90’dan fazla azaldı ve sevkiyatlar ciddi şekilde kısıtlandı. Bu aksama, küresel enerji piyasalarına ve küresel tarım-gıda sistemine hızla dalgalanmaya neden oldu.
Basra Körfezi, küresel enerji sisteminde merkezi bir rol oynamaktadır. Bahreyn, Irak, İran İslam Cumhuriyeti, Kuveyt, Katar, Suudi Arabistan, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri de dahil olmak üzere bölgedeki ülkeler, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının büyük bir bölümünü oluşturmaktadır. Küresel LNG ihracatının yaklaşık beşte biri Körfez’den kaynaklanmaktadır. Bölge ayrıca sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG), dizel ve jet yakıtı gibi rafine yakıtların da önemli bir tedarikçisidir.”
Basra Körfezi gübre üretiminin ve ihracatının merkezi
Enerjinin ötesinde, Basra Körfezi aynı zamanda küresel gübre üretimi ve ihracatı için de önemli bir merkez olduğuna vurgu yapılan raporda özetle şu bilgilere yer verildi: “İran İslam Cumhuriyeti, Katar, Suudi Arabistan ve Umman gibi ülkeler, üre ve amonyak da dahil olmak üzere azotlu gübrelerin dünyanın önde gelen ihracatçıları arasında yer almaktadır. Son yıllarda bölge, küresel üre ihracatının yaklaşık yüzde 30-35’ini ve amonyak ihracatının yaklaşık yüzde 20-30’unu oluşturmuştur. Genel olarak, uluslararası ticareti yapılan gübrelerin yüzde 30’a kadarı normalde Hürmüz Boğazı’ndan geçmektedir. Deniz trafiğinin ciddi şekilde aksaması ve güvenlik endişeleri nedeniyle birçok üretim tesisinin hasar görmesi veya geçici olarak kapatılmasıyla, gübre tedarik zincirleri büyük ölçüde etkilenmiştir. Üretim kesintileri ve nakliye kısıtlamaları, ayda tahmini 3-4 milyon ton gübre ticaretini durdurmuştur.
Petrolün aksine, gübre sektörünün uluslararası düzeyde koordine edilmiş stratejik rezervleri bulunmamaktadır; bu da tedarik kesintilerinin yönetilmesini daha zor hale getirmektedir. Fiyatlar zaten önemli ölçüde artmıştır. Mart ayı başlarında, Orta Doğu granül üre fiyatları Şubat ayı sonundaki seviyelere göre yaklaşık yüzde 20 artarken, diamonyum fosfat gibi diğer gübre fiyatları da yükselmiştir. Azotlu gübre üretimi büyük ölçüde doğal gaza hammadde olarak bağımlı olduğundan, enerji fiyatlarındaki artış üretim maliyetlerini daha da yükseltti. Krizin devam etmesi halinde, küresel gübre fiyatlarının 2026 yılının ilk yarısında ortalama yüzde 15-20 daha yüksek olabileceği tahmin ediliyor.”
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü(FAO), raporunda yaşanan gelişmelerin küresel tarım emtia piyasalarını etkilediğini belirterek: “Artan gübre maliyetleri ve daha yüksek yakıt fiyatları, çiftçiler için üretim giderlerini artırıyor ve birçok bölgede gübre kullanımının azalmasına yol açabilir. Daha düşük girdi kullanımı, yılın ilerleyen dönemlerinde daha düşük ürün verimine ve küresel tahıl arzında daralmaya neden olabilir. Aynı zamanda, yüksek enerji fiyatları, tarım faaliyetleri, sulama, ulaşım, depolama ve gıda işleme dahil olmak üzere tarımsal tedarik zincirlerinin tamamında maliyetleri artırmaktadır.
Uluslararası piyasalardaki ilk sinyaller, buğday, pirinç ve bitkisel yağlar gibi başlıca gıda ürünlerinin fiyatlarının artmaya başladığını göstermektedir. FAO Gıda Fiyat Endeksi, Ukrayna’daki savaşın ardından 2022’de yaşanan küresel gıda fiyat artışının zirve seviyelerinin altında kalmaya devam etse de, küresel emtia piyasalarındaki belirsizliğin yeniden ortaya çıkmasını yansıtarak tekrar yükselmeye başlamıştır. Enerji şokları ayrıca biyoyakıtlar aracılığıyla yakıt piyasaları ile tarımsal ürünler arasındaki bağlantıyı da güçlendirmektedir. Yüksek petrol fiyatları, etanol ve biyodizel üretiminin karlılığını artırarak mısır, soya yağı ve palmiye yağı gibi hammaddelere olan talebi yükseltmektedir. Sonuç olarak, enerji piyasalarındaki dalgalanmalar hızla gıda piyasalarına da yansıyabilir.” bilgisine yer verildi.
Gübre kıtlığı tarımda riskleri artırdı
FAO’nun raporunda alınması gereken önlemler ise şöyle sıralanıyor: “İran İslam Cumhuriyeti’ndeki ve Orta Doğu’daki çatışmaların tırmanması, küresel enerji, gübre ve tarım-gıda sistemlerine yönelik riskleri önemli ölçüde artırmıştır. Petrol, doğalgaz ve gübre için kritik bir geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı’nda yaşanan aksaklıklar, dünya çapında enerji ve tarımsal girdi maliyetlerini artırmaktadır.
Gübre kıtlığı ve yüksek enerji fiyatları, ürün verimini tehdit ederken, üretim kayıpları ve potansiyel biyoyakıt üretimine geçişler, özellikle Afrika, Asya ve diğer ithalata bağımlı bölgelerde gıda fiyatlarındaki dalgalanmayı artırabilir. Tedarik zincirlerini istikrara kavuşturmak için alternatif ticaret yolları geliştirmek, piyasa izlemeyi güçlendirmek, çiftçilere mali destek sağlamak ve savunmasız ülkelere hedefli yardım sunmak gibi acil önlemlere ihtiyaç duyulmaktadır.
Uzun vadeli stratejiler yerel tarıma, sürdürülebilir gübre üretimine, yenilenebilir enerjiye ve yapısal düzenlemelere odaklanmalıdır; küresel enerji ve gıda güvenliğini korumak için ise Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik diplomatik çabalar hayati önem taşımaktadır.
Özetle; fiyatı günlük hatta anlık olarak değişen mazot ve gübre fiyatı tarımsal üretimi, dolayısıyla soframızı tehdit ediyor. Acil önlemler alınması gerekiyor. Çok geç kalmadan.

