COVID 19’un kadim öğretisi; Üç temel ihtiyacımızın farkına varmak

Her insan her gün ve günde en az bir kere bile olsa karnını doyurmak, açlığını gidermek için yemek ister. Her insan her gün vücut ısısını muhafaza edebileceği bir iklim yani donmamak için ısınmak, yanmamak için serinlemek ister. Her insan her gün güneş battığında sığınacağı bir evi, kapısını kapatıp dışarıdaki tehlikelerden korunacağı ılık bir barınağı olsun ister. Bir insanı, etrafında sürekli vahşi hayvan sesleri, patlayan bomba veya silah sesleri, yıldırım, gök gürültüsü, deprem, fırtına, sel gibi ürkütücü seslere maruz kaldığı rutubetli, soğuk ve nerede olduğunu hiç bilmediği zifiri karanlık kapalı bir ortamda üç gün aç bırakırsanız; dışarı çıktığında o artık ruhen ve bedenen bitik tüm bilgisini, özgüven ve onurunu, insanlığını yitirmiş bir yaratığa dönüşmüştür. İlk insandan bu yana insanlar her gün güneş battığında; tok karnına, kapısını kapatıp içinde üşümeden kendisini sıcak ve güvende hissederek; gün tekrar aydınlanana kadar sığınabileceği, uyuyabileceği bir korunakta olmak istemiş. Var olmak, varlığımızı sürdürebilmek kısacası yaşamayı sürdürebilmek için üç temel ihtiyacımız Birincisi doymak (tokluk hissi), İkincisi vücut ısısını muhafaza edebilmek (soğuk ve sıcaktan korunmak hissi), Üçüncüsü güvenlik (tehlikelerden uzak olduğu hissi)
Corona (COVID 19) günlerinde bu üç temel his ihtiyacımız test ediliyor. Karşı karşıya olduğumuz; bu gözümüzle göremediğimiz yaşamsal tehdit bizi eğitiyor. COVID 19 ve/veya bundan sonra tanışma ihtimalimiz çok yüksek olan diğer versiyonlarının değiştireceği hayatlarımızı yeniden ve yepyeni bir düzende sürdürmek zorunda olacağımız gerçeği ile yüzleşmeliyiz. Ben bir bilim insanı değilim. Sizleri de bilimsel verilere dayalı da olsa yayınlanmış makalelerden alınmış kopyala yapıştır bilgilerle corona paranoyasına kaptırmak gibi bir düşüncem hiç yok. Eminim hepiniz o kadar çok şey okudunuz, dinlediniz ve öğrendiniz ki bu konuda; kendinizi nasıl koruyacağınızı ve nasıl hayatta kalacağınızı biliyorsunuz. Ben bir öğretmenim ve yaşamın bütününde bir okul olduğuna, öğrenmenin ucu sonu olmadığına inanırım. Yaşamın bütünü derken de insan, hayvan, bitki ile toprak, su, hava ilişkisinden; bu ilişkinin yarattığı ekolojik sistemden söz ediyorum. O ekoloji ki; ekonomiyi yaratır dolayısı ile insan için hayatidir. Ancak insan ne zaman ekoloji ile ekonomi arasındaki dengeyi bozarsa, o zaman kendi eliyle kendi felaketini yaratır. İşte tam da bu noktada COVID 19 salgını için; insanın ekolojiyi hiçe sayarak sadece kar hesabı üzerine kurduğu küresel dünya düzeninin sonunu getirecek bir vaka olduğunu söyleyebilirim. Hiç kuşkum yok ki; ne kadar devam edeceğini henüz bilmediğimiz bu devre bir süre sonra durulacak. Ancak kalanların yaşamları hiç bir zaman Covid 19’dan önceki gibi devam etmeyecek. Yenidünya düzeni bu güne kadar bildiğimiz, öğrendiğimiz ve sonsuza kadar süreceğini zannettiğimiz, ama yanıldığımız neleri değiştirecek?
Üç temel ihtiyacımızın ilki karnını doyurmak için yemek. Uzakdoğu’da yaşayan bir yerel insan topluluğunun birbirlerine hatır sormak için; Yani bizim sorduğumuz ”Bu gün nasılsın?” sorusu yerine ”Bu gün yemeğini yedin mi?” diye sorduklarına şahit olduğumda, günlük gıda(besin) ihtiyacının tüm canlılar için ne kadar hayati olduğunu bilen biri olmama rağmen şaşırmış, tam anlamlandıramamış ve biraz garipsemiştim. Şimdi Corona (COVID 19) günlerinden geçerken sadece ben değil eminim tüm dünyada yaşayan tüm insanlar ”Bu gün yemeğini yedin mi?” cümlesinin hatır sormak için en doğru ve içten ifade olduğunu yaşayarak öğreniyorlar. COVID 19 yaşamımızı etkilemeye başladığı ilk günden itibaren tüm dünyada insanların satın alabilmek için hücum ettiği yerler gıda marketleri, pazarları oldu ve bu gün de, yarın da böyle olmaya devam edecek. Kısıtlı zaman dilimlerinde bile olsa sokağa çıkma yasağı olan ülkelerde açık olmasına izin verilen işletmeler sadece gıda ve ilaç tedarikçileri. Biz her ne kadar kendi karantinamızı kendimiz oluşturmakla yükümlü isek de; ülkemiz için de durum benzer. Sokağa çıkmak zorunda olan insanların tek amacı var eve ekmek götürebilmek. İhtiyaç zannedilen her şey alışveriş listelerinden çıkartıldı. Diğer her türlü ticari faaliyetler ama emirle ama ekonomik koşullar nedeniyle artık liste dışı. Günlük ihtiyaç listelerinde sadece gıda( genellikle makarna!!!) var. Evlerinde bekleyenlere ekmek götürmek, ihtiyaçları olan günlük gıdalarını alabilmek için çalışmak zorunda olan insanlar, hayati tehlike altında olduklarını bilerek çıkıyorlar sokağa. Çıkamayanların da çıkabilenlerden istediği tek şey ekmek, yemek. Bu zor günlerde, hiç düşündünüz mü nereden geliyor gıdanız bu marketlerin raflarına. Sütün inekten sağıldığını, yumurtanın tavuktan çıktığını bilmeyen bir nesil yetişmişti. Bırakın buğdayın, pancarın, patatesin, soğanın kim tarafından ve nasıl yetiştiğini/yetiştirildiğini bilmeyi; buğday olmazsa ekmek,makarna, pancar olmazsa şeker olmayacağını bilmeyen veya bilse de yokluğunu yaşayabileceğine hiç ihtimal vermeyen sadece tüketici bir nesil yarattı küreselleşme dönemi.

Çiftçi üretemezse açlık gelir
Ekonomi ile ekoloji dengesini bozan bu dönem bitti. Kredi kartı hesaplarınızda yeterince bakiye olduğu sürece market raflarından alışveriş sepetlerinizi gerçek ihtiyaçlarınızı sorgulamadan doldurabileceğinizi zannettiğiniz günleri geçmişe gömme zamanının geldiğini görmek,bilmek zorundayız artık. COVID 19 ile Gıdada 0 israf, en az miktarla en doğru beslenme reçetelerini öngörme ve yeme alışkanlıklarınızı değiştirme ekolojiyi onarma devrine girildi. Çiftçiliğin, tarımın ne kadar değerli ve şerefli bir iş olduğunu fark etme zamanı. Çiftçi üretemezse açlık gelir. Virüsün açtığı ekonomik yaralarla birlikte toplumsal bir kaosa sürükleniriz. COVID 19’a ne kadar hazırlıklı yakalandık, toplum ve devlet olarak bu güne kadar halk sağlığını koruma konusunda neyi başardık neyi başaramadık tartışmaları ile geçen zaman, yılın ikinci yarısında karşımıza çıkabilecek açlık ve kıtlık tehlikesi boyutunda aleyhimize işliyor. Bu sıcak günler durulduğunda, virüsten kurtulanların en yaşamsal ihtiyacı yine de gıda olacak. Bu salgından korunma yollarının en başında sağlıklı beslenmenin geldiği söyleniyor ki doğrudur; her türlü sağlık sorununun ana sebebi kötü beslenmedir. Peki, öyleyse gıda üretiminin devam edebilmesi için BU GÜN ve HEMEN yapılması gereken tarımın desteklenmesi ve çiftçinin en zor koşullarda dahi; yeter ki üretimine devam edebilmesi için her türlü ihtiyacının derhal ve karşılıksız sağlanması gerekmiyor mu? Bu dönem yılın çiftçi için en kritik zamanı. Bağını bahçesini işleyecek. Gübresini atacak, zararlı mücadelesini yapacak. Hasada gelmiş ürününü tarladan kaldıracak ama nasıl? Çiftçimiz bitik. Borçlu. Verilen desteklemelere borçlarına karşılık bankalarca el konuyor. Mazot alamıyor tarlasını süremiyor, tohum alamıyor ekimini, dikimini yapamıyor. Durum ciddi, ACİL; ACİL; ACİLLLLLLL!!!!!!!!! Gereken yapılmazsa COVID 19’dan da daha tehlikeli sonuçları olabilecek AÇLIK kapımızda. Söylemedi demeyin sonra. Gıdaya ulaşma hakkınız için sesinizin çıktığınca bağır, bağır, bağırmak zamanıdır. Yaşam bir direnme savaşıdır.

Ne yediğimizi bilmek hakkımız!
COVİD 19 ve ardından geleceğine dair ip uçları beliren ”Yeni dünya düzeni”nin çok acımasız olacağına dair endişelerim giderek artıyor. Virüsün özellikle yaşlı ve hasta insanları seçiyor olması neden? Gıda ve ilaç(sağlık) endüstrisinin son yüz yılda ama özellikle de son 50 yılda oluşturduğu düzende yaşamımızın hiç de anlatıldığı gibi güvende olmadığını gözümüzle göremediğimiz kadar küçücük bir virüsle öğrendik. Küreselleşme devri boyunca sisteme hizmet etmek üzere eğitilip yaratılan ve büyük şehirlere tıkılan insanların gıda ihtiyacını karşılamak üzere; marifetli gıda endüstrisi maliyetleri alabildiğince düşürdükleri, raf ömrü uzun, alışkanlık yapıcı maddelerle sahte lezzetler katılmış, hazır, tokluk duygusu yaratan ama besin değeri olarak çöp diyebileceğimiz kadar kötü gıda sundular piyasaya. Saymakla bitiremeyeceğimiz kadar gıda katkı maddesi kullanıldı, kullanılıyor endüstriyel gıdada. Kısa süre öncesine kadar hiç bilmediğimiz hastalıklar çıktı ortaya. İnsilün direnci, gıda intoleransı, gluten alerjisi, laktoz alerjisi, çölyak hastalığı, obezite aklıma ilk geliverenler. Gıda kaynaklı kanser, kalp damar hastalıkları, diyabet hastalıklarındaki artışı artık konvansiyonel tıp bile kabul ediyor.Gıdayla hasta oluyor, ilaçla ölüyor muyuz? Kendimizi bu durumdan nasıl koruyabilir, dünyamızı nasıl kendi çevremizde küçük ama güvenli yeniden kurgulayabiliriz; Besin ve yaşam zincirimize bakalım. Corona (COVID 19) un ilk öğretisi en temel ihtiyacımızın gıda ve güvenlik (tok ve izole olabileceğimiz bir sığınak) olduğu, yani en ilkel insandan bu yana değişmeyen yaşamsal ihtiyacımızı bize yeniden hatırlattı. Burada durup bizi besleyen, yaşatan gıda ile bizi hasta ve COVID 19’a kurban eden gıdanın (beslemeyen ama tokluk hissi veren dolgu maddesi) ayrımını yapmalıyız sanırım. Ne yediğinizi bilmek hakkınız!!!! Bilsek ne olacak ne yapabiliriz ki diye soruyorsunuz duyuyorum. Yeni dünya düzeninde yaşam seçeneklerinin arasında seçme şansınız olabilecek bir model illa ki olacaktır.

Çağdaş bilgi ile kadim bilgi birleşebilir
“Çok uzun zamandır kendi kafamda yarattığım yeni nesil köylü kavramı vardı. COVID 19’la birlikte kendi çevresinde küçük ama güvenli bir yaşamı yeniden kurgulayabilmenin yolunun bu olduğu düşüncesi baskın hale gelmeye başladı. Mevcut düzen köy ya da köylü diye bir şey bırakmadı. Toprakla insan, besin ilişkisini bozdu. Hala bir avuç köylü kalmış olabilir; ama büyük çoğunluğu düzenin içinde yozlaştı, üretimden koptu ya da kopartıldı. Yeni nesil ana baba topraklarını terk ettiler, büyük şehirlere göçtüler. Oğullarını, kızlarını bin bir fedakarlıkla, adam olsun umudu ile okuttular. Ama çoğu eğitimlerine uygun iş bulamadılar. Mevcut eğitim sistemi kırsal kökenli çocukları aile hafızasından, geleneğinden koparttı. Kayıp bir nesil yetişti. Yanlış eğitilen ya da ne için eğitildiğini tanımlayamadığımız bu gençlerin çok büyük bir kısmı topraktan kopuk büyüdükleri için oldukları yerde mutsuz da olsalar çiftçiliği küçümsedikler ve köye dönmek bir seçenek olmadı şimdiye kadar. Bir yanda iş bulamazlar, diğer yanda şehrin zor şartlarında örseleniyorlarken; COVID 19’la tanıştık. Kalabalık büyük şehirlerde güvende oldukları duygusunu kaybeden, kırsalda kendisine yeni bir düzen kurmak isteyen yeni insan toplulukları yaratabilir bu virüsün etkileri… Şehirde doğmuş, büyümüş, okumuş iyi donanımlı genç nesille kırsalda kalmış, kadim bilgiye sahip bir avuç yaşlı köylü buluşabilirse bu birliktelikten yeni bir toplum modeli oluşabilirse umut var! Kadim tarım bilgisi ile çağdaş bilimi sentezleyebilen, kayıp yeni neslin elinden tutabilen ve sağlıklı bir toplum yaratabilmeyi başarabilen yeni çiftçi, köylülerin filizlenebilmesini hayal ve umut ediyorum. Çağdaş bilgi ile kadim bilgiyi bir araya getirip sağlıklı ve mutlu sonuçlar doğuracak yeni bir sosyal yaşam oluşabilir. Yeni nesil çiftçiler için COVID 19′ ve rüzgarından doğacak tüm diğer tehlikeler yaşamsal bir tehdit olmayabilir.Hala kaldıysa ata topraklarınıza dönebilirsiniz. Yaşamsal zannettiğiniz ihtiyaçlarınızı minimize edebilmeyi göze alacaksınız.Yerleşmeyi düşündüğünüz coğrafyanın alt kültürünü, uyum sağlamanın koşullarını çok iyi öğrenmeniz öngörebilmeniz gerekebilir. Yeni sosyal yapıyı oluşturacak insanların bir araya gelmesi, maddi manevi güç birliği kurması gereklidir. Tek başına hiç bilmediğin bir köyün yamacına taşınayım, burada sadece kendim için yeni bir hayat kurayım dersen işin çok zor ve muhtemelen sürdürülebilir değildir. Tek başına kaldığında doğa yaraları bir süreliğine sarabilir. Oysa insanların yerleşik düzende güven içinde yaşayabilmesi için sosyal bir topluluk olmaya, birlikte yaşayabilmeye ihtiyaçları var.
Yaşam alışkanlıklarımızın şiddetli değişim geçirmek zorunda kalacağı zorlu bir zaman aralığına, yeni bir ‘era/çağ’a doğru hızla ilerliyor dünyamız. Covid 19 bize ayna tutuyor. Aslında bize yaşamak için yapmamız gerekenleri bağır bağır bağırıyor. Doğa ananın sesiyim bana kulak verin diyor.

Son Eklenen yazılar

Tarımda Son 10 Yıl Değerlendirmesi

Tarımda Son 10 Yıl Değerlendirmesi

SEKTÖR DEĞERLENDİRMESİ SON 10 YIL Yusuf KARATEKİN Pazarlama Müdürü | Pazarlama Müdürlüğü Son 10 yılın verilerine bakıldığında tarım sektöründe üretim, verim ve ihracatın artması ülkemiz için önemli kazanımlardır. Bu olumlu gelişmelerle birlikte tarımda kat edecek daha...

GENTA laboratuvarlarını daha da güçlendirdi

GENTA laboratuvarlarını daha da güçlendirdi

GENTA 2020 yılının başında, Bitki Besleme iş birimindeki Ar-Ge ve Kalite Kontrol laboratuvarlarında faaliyet alanlarını genişleterek, bilimsel gücünü pekiştirdi. Laboratuvarlarda Ar-Ge çalışmalarının yanı sıra toprak, gübre ve yaprak analizlerinin yüzde 90’ını...

BASF, sürdürülebilir tarım için inovasyon portföyünü güçlendiriyor

BASF, sürdürülebilir tarım için inovasyon portföyünü güçlendiriyor

• Çiftçiler, çevre ve toplum sürekli araştırma ve geliştirme çalışmalarından faydalanacak, • Şimdiye dek hiç olmadığı kadar sürdürülebilir tarım çözümleri için tohumlar, bitki koruma ürünleri ve dijital hizmetler... • Tahmini maksimum satış potansiyelinin 7,5 milyar...